Çocuklar sağlam bir zemin arıyordu büyümek için. Dünyanın tekinsiz halleri karşısında yanlarında durunca kendilerini emin ellerde hissettikleri birini. Onları bırakmayacak, onlara, "Merak etme, ben buradayım" diyecek biri. Gönülsüz ebeveynlik bir çocuğun bașına gelebilecek en fena şeydi.
"Ama iyiyim. Bu tür olayları biraz daha telaşsız karşılıyorum artık, göz kırptı, "Gidene 'Kal' demiyorum, ya da gideceksem, 'Kal' diyene kulak asmıyorum. Mis gibi yaşlar. Önceden daha kanlı oluyordu bu işler, bu gidişler.."
Bütün sorun "kendi" kavramındaydı zaten. Ne demekti kendi, kendisi, ben?
İnsan kendi adını on kez üst üste söylediğinde bile yabancılaşıyordu da, doğumundan ölümüne kadar taşıdığı
"ben" bilincine ya da "kendi" damgasına niye yabancılaşmıyordu?