Moi loli

Moi loli
Burası benim güncem. İçinden çıkamadığım hisleri buraya yansıtıyorum, iyileşmek için kendimle yüzleşiyorum.
9/10
·331 syf.··
2024 9. kitabı
·
59 günde okudu
·
Okunma: 01 Temmuz 2024 00:00
3 Temmuz 2024 Dün bitirdiğim ancak hissettiğim duyguların sönmemesi için adına hiçbir yazı yazmadığım bir kitap oldu. Aklımda oldukça bilinmezlik ve soru işareti bırakarak biten bir kitaptı. Kitabı bitirir bitirmez ikinci kitabı olan "Görmek" adlı kitabı bulmak ve okumak için dışarıya çıktım ancak bulamadım. İnternetten sipariş ettim ve gelene kadar herhangi bir yorumda bulunmak istemedim ancak aklımdan silinip giderse diye çok korktum. Daha kitabın genel yorumlarını ve incelemelerini okumadım. İkinci kitabını okumadan eğer incelemeleri okursam kitabın gerçekliğine karşı önyargı oluştururum diye korktum. Bu yıl beni gerçek mânâda hayatın içinde hissettiren kitaplardan birisi oldu. (En çok etkilendiğim ve izlerini hâlâ ilk gün olduğu gibi heyecanla gördüğüm kitap, Orhan Pamuk'un 'Masumiyet Müzesi' oldu.) Kitabın içindeki duygular o kadar güzel ve gerçekçi hissettirilmiş ki... bayıldım! Kitabın konusu hakkında herhangi bir yorum yapmayacağım çünkü bir şeyi tamamlamadan ya da öğrenmeden kesin bir yorum yapmayı hiç sevmem. Kitabı okurken, konusu ne diyen birine kitabın sonlarındaysam bile bilmediğimi söyler ve yorum yapmaktan kaçınırım. (Bazen bir kitabın her şeyi sonda gizli olabiliyor.) Ama aklıma takılan o kadar çok şey var ki... Misal, Doktorun karısı kiliseye gittikten sonra gözü beyaz bantla boyanmış figürleri gördükten sonra neden körlük sonra erdi? Peki doktorun karısı neden kör olmadı ve doktorun karısının kör olmamasıyla kilisedeki gözü yerinden çıkmış, gözlerinde beyazlıkla ilgili hiçbir şey olmayan kadının bağlantısı var mıydı? Kilise olayı bir uydurma mı yoksa tarih içinde yaşanmış bir olaya dolaylı bir gönderme miydi? Doktorun son söylediği, "Bence biz kör olmadık, biz zaten kördük, Gören körler mi, Gördüğü halde görmeyen körler" cümlesi gerçek bir anlam mı
KörlükJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınları · 2022131,8bin okunma
Reklam
Temelsiz düşünce yığını
Puan vermedi·
(Spoiler) Orhan Pamuk'un okuduğum ilk kitabı, "Masumiyet Müzesi" oldu. Kitabın başlarında iken Füsun ile Kemal'in yaşadıklarının basit ilişkisini, yazarın üslup ve lisan bakımından eksikliğini gördüğüm için devam etmekte olağanca gücüyle zorlandım ancak yeni bir yazarla karşılaştığım için kitabı bitirmem gerektiğini düşünüyordum. Bu sebeple kendimi okumak için zorladım. Kitabın başlarında olayları yerine tam oturtmadan taslak bir şekilde ilerlediğini, sonrasında yaşanan duyguların kelimelerle birleştiğini zaman içerisinde gördüm. Kemal'in nişanından sonra, Füsun'u kaybetmesiyle yaşadığı buhran beni içine çekti. Başlarda basit ve aciz bir takıntı gibi gözüken Kemal'in Füsun'a aşkı beni ilerleyen sayfalarda oldukça etkiledi. Kemal'in Orhan Pamuk'a bu kitabı yazdırması ve sonucunda yaşayan bir müzenin Kemal'in ağzından okumamız oldukça etkileyiciydi. Bir gün İstanbul'a gidersem eğer Masumiyet Müzesi'ni gezmek çok istiyorum. Kitabı bitirdiğimden beri Kemal'in, Füsun'a duyduğu aşkın saflığının gerçek dünyada vâr olup olmayacağını düşünüyorum...
Masumiyet MüzesiOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202460,3bin okunma
Geçmişten gelmiş ucube kelimeler
Puan vermedi·56 syf.··
2022 14. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 17 Ağustos 2022 00:00
Benim inancıma göre bir kitabı daha önce bilmek önemli olmamalıydı, anlık karşılaşmalar ile başkalarının kelimelerine bulanmayıp yalınlıkla harmanlanmış sükûn içindeki sözcüklerimizi kendimiz görmemiz gerekirdi. Bu sebeple gördüğüm ve ilgimi çeken her şeyi severdim. Belirli bir algım yoktu. Bu kitabı da belirsiz süsleriyle tanıma şansını tanıdım. Kütüphanede Stefan Zweig'ın bir adet kitabını gördüm. Daha önce yazarın herhangi bir kitabını okumamıştım. Yazar hakkında bilgisiz olan bedenime yalnızca kitabın kapağı hoş gelmiş, başlığı da meraklandırmıştı. Gittim aldım kahvemi, yanına da kitabı. Oturdum ve okumaya başladım, "Bilinmeyen Bir Kadının Mektubunu". Doğru, "Mutlak Aşk" kavramı adı altında olan bu romandan hiç haz edemedim. Herkes sevse, önerse bile. Aşk mı deniyordu buna? Takıntıydı bu bildiğin, kadının hastalıklı bir takıntısı! Kadın takıntısını dillendirir iken ürktüm, sağıma ve soluma baktım. Emin olamadım! Gerçek bir korku muydu bu Ürktüm okurken "Hadi adım at hadi." dedim, durdum içimde. Korkaklığını görünce ise bu üzüntüye kendimden geçercesine bayıldım. Burkuldum ve düşündüm, "Hayatlarımız bu kadar basit ve anlamsız olabilir mi?" diye Sonsuz hiçliğe büründüm benliğimde Hiç kimsenin bilmediğinde. Hiçlikte olduğumuza inanır iken, bunu okumamla tescillendi anlamsız olduğumuzu bağıran düşüncelerim. Yıldırdı beni, Yine düşüncelerim. Yazar yazıyı ahenkli dansa sürüklemiş. İstediğine de ulaştırıyor ama konu olarak çoğu yeri eksik. Bu yüzden de düşüncelerimde büyük yer ayırmadım. (19 Ocak 2021 tarihinde yazdığım bu yazıyla beraber kitap okuma alışkanlığımı kazanmaya başlangıç gösterdim. Bu sebeple eksik olan cümlelerim adına sizlerden özür dilerim.)
Düşünce
Bilinmeyen Bir Kadının MektubuStefan Zweig · Türkiye İş BankasıYayınları · 2022266,3bin okunma