Ailesine odun getirmek için her sabah 15 km yürüyen 11 yaşındaki kızın, ülke ekonomisine büyük bir katkısı vardır. Ama onun yaptığı, iş diye kabul edilmez. Ekonomi istatistiklerinde görünmez. Yaptığı iş ekonomi için önemli sayılmaz. Yahut büyüme için. Çocuk doğurmak, çocuk bakmak, bahçe ile uğraşmak, kardeşlere yemek yapmak, inekleri sağmak, akrabalara giysi dikmek yahut Milletlerin Zenginliği’ni yazabilsin diye Adam Smith in bakimini üstlenmek işten sayılmaz.
İktisatın standart modellerinde bunların hiçbirine Üretici emek gözüyle bakılmaz.
"Auranı kontrol altında tutmana yarayacak bir şey öğrenmek ister misin?" Diye sordu, Elena yanından geçip arabaya doğru yürürken.
Elena ona yandan bir bakış fırlattı."Demek benimle yeniden konuşmaya karar verdin? Zevkten bayılmalı mıyım?"
"Bunun hoşuma gitmeyeceğini iddia edemem."
Damon'ın gözlerini tarif etmek zordu. Çünkü irisleri göz bebekleriyle aynı renk sayılırdı. Ama Elena şimdi gözbebeklerinin neredeyse tüm gözünü kaplayacak irileştiğini görebiliyordu. Bu gece karası gözler nasıl oluyor da ışığı yakalayıp onu hapsedebiliyordu? Sanki içlerinde yıldızların parıldadığı bir gökyüzü vardı.
Tiffany Watt Smith, ‘Duygular Sözlüğü’ kitabında, “Her şeyden bıkıyoruz. Başkalarını küçük düşürmek ve onların kusurları karşısında kendimizi tebrik etmek dışında,” diyor.
Akşam yemeği sofraya nasıl geliyor? İktisatın temel sorusu bu. Çok basit görünebilir ama gerçekte çetrefilli bir soru.
Çoğumuz, her gün tükettiğimiz şeylerin çok azini üretiriz. Geri kalanını satın alırız. Ekmek marketlerin raflarındadır, lambayı yaktığımızda, elektrik kablolardan akar. Ama iki somun ekmeği ve 1 kW elektriği üretmek için dünyanın dört bir tarafında, binlerce insanın eşgüdümlü olarak çalışması gerekir.