Yoksul mu yoksul, küçük bir anadolu köyünden büyük bir direniş hikayesi. Köy enstitüsü çıkışlı yazarımızın öğretmenlik yaptığı köylerden birisidir Karataş. Köy insanını, köy hayatını oldukça gerçekçi ve duru bir şekilde vermeyi başaran yazar sizi anadolunun bir köyüne götürüyor.
Az haneli bir köy olmasından ötürü romandaki karakterler de hemen kavranıyor ve direkt olarak olayın içine girebiliyorsunuz. Olay temelde iki ailenin ev bölgesi konusundaki daha sonrasında düşmanlığa dönecek çekişmesinden oluşuyor. Doğal olarak oluşturulan bu çekişmenin bir tarafı olma düşüncesini içinde hissediyor okur. Gelgelelim yazarımızın gerçekçi ve karakterlere tarafsız yaklaşan dili, iki tarafın da oldukça haklı , makul denebilecek sebeplerinin olduğunu bize gösteriyor. Okur iki tarafın da gerekçelerini dinleyip kafasında tartarken iki aile arasındaki düşmanlık gün geçtikçe artmaktadır. Kitaptaki bir kırılma noktasından sonra öfkesine yenik düşen karakterden ötürü okur da tarafını yavaş yavaş seçmiş oluyor. Ama belki de bu kavgaya tutuşan iki aile arasında bir taraf olmaktansa bu iki yoksulu birbirine kırdıran ortalığı karıştıran muhtara bir şeyler diyebilmeliyiz. Bu iki yoksulda değil muhtarda aramalıyız suçu belki de... Türk köylüsünün korkaklığı, muhtarın kendini hükumet sanması, köylü insanının küçük hesap ve çıkarlarını bütün çıplaklığıyla göstermesi eserin toplumcu gerçekçi yanının oldukça kuvvetli olduğunu gösteriyor. Aynı zamanda kullanılan yerel dil de sevimli bir okuma deneyimi yaratıyor. Eserin oldukça sürükleyici ve akıcı olması, heyecanını hiç kaybetmemesi okuru esere sımsıkıya bağlıyor. Bütün bu özellikler Fakir Baykurt'un diğer eserlerini de okumaya itiyor insanı. Eserle alakalı söylemek istediğim son birkaç şey de, böylesine bir direnişin bir kadın tarafından
"Yılanlar öç alıyor bakııın!... Yılanlar yılanken sizin gibi alçakların hakaretine dayanamadı da, siz insan olduğunuz halde bunca hakarete, bunca zulme, zillete nasıl dayanıyorsunuz behey, he heeeey Kara Bayram!.."
Ben öcümü bu dünyada almak isterim! Bugün! Burda! Dostun düşmanın önünde! Benim sorunum bu insanlarla, bugünle, burasıyla!.. Göreceğim adaleti bugün görmezsem , bir değeri yoktur nazarımda!
"Allah'ın serserileriii!.." diye bağırdı Irazca. "Allah'ın yüreksizleriii!.. Ulen insan azcık dik durur! Azcık savaşkan olur. Güleşmeden daha ayakta pes demez insan. Pes dersen zulmün önü nasıl alınır ulen? Muhtarmış, Haceliymiş; haşa huzurdan padişah değil ya! Jandarma umum kumandanı hiç değil! İsterse kumandanı olsun! Dünyanın bir kanunu, adaleti yok mu?.."