Hz. Mevlânâ ne büyük bir insanmış! Bunca soyut bilgiyi, bu kadar anlaşılabilir kılmak ne büyük bir armağan! Aradan asırlar geçmesine rağmen hala geçerli. İçsel sürecime tam olarak uyan bir şeyler daha buluyorum:
Kişi, övgüye değer bütün özelliklerini kendi çabası ve çalışması ile elde ettiğini zanneder. Ancak bir zorluk içerisindeyken, bütün güçleri tükendiğinde, hayal kırıklığına uğradığında Rabbi ona şöyle der: “ Bütün bunları kendi çabaların, kendi gücün ve kendi zekanla mı elde ettiğini zannettin?… Bu zannın ve nankörlüğün için bağışlanmayı dile. Çünkü sen, kendi ellerin ve ayaklarınla başardığını sandın. Şimdi artık tüm vardıklarının bizim lütfumuz olduğunu anladığına göre, mağfiret dile, çünkü O bağışlayıcıdır”.
Bu benim emare nefsim, karanlık yüzüm, kibirim olmalı! Ne kadar aldatıcı! Nefs-i emmareyi yenmek, her çeşit ayartmaya karşı direnmeyi gerektirir. Uzun zamandır içinde bulunduğum katı disiplin, benim için hiç problem olmamıştı. Nefsimi çok uzun zaman önce kontrol altına aldığımı zannediyordum. Her asırda Sufi üstadları insanları buna karşı uyanmışlardır: Kendi kendine başardın zannı, tehlikeli bir tuzaktır… Tuzakları bilmek ise onlardan korunmayı sadece kısmen sağlıyor .