İnsandaki en şerefli şey ise, onun kalbidir. Bundan dolayı şeytan, insanoğlunun zahirini ifsat etmekle yetinmez, kalbine de musallat olur. Hattâ onun asıl maksadının insanın en şerefli uzvu olan kalbi bozmak olduğu söylenebilir. Bunun için her akıllı ve mükellef müslümana kalbini şeytanın ifsadından korumak bir “Vücûb-i aynî”dir (yâni bizzat her şahıs için vazgeçilmez bir mecburiyettir). Lâkin buna kolayca ulaşılamaz. Şeytanın giriş yollarını ve aldatma usûllerini iyi bilmek şarttır. Bir de bu gayeye götüren vasıtaları iyi bilmek gerekir.
Şeytanın müdahale yolları insanoğlundaki ahlâkî vasıflardır ki, sayıları pek çoktur. Haset ve hırs, bunların en büyüklerin-den ikisidir. Kul bir şeye karşı haris olunca, sahip olduğu hırs onun gözünü kör, kulağını sağır eder. Nitekim Peygamber sallâllahü aleyhi ve- sellem Efendimiz,
“Hubbuke şey’e, yugmî ve yusimmu = Senin bir şeyi sevmen seni kör ve sağır eyler” buyurmuşlardır.
İnsandaki basiret nuru, şeytanın sokulma yollarını görmeye yardımcı olur. Ama basiret gözü hırs ve haset ile örtülünce o durumu göremez, böylece şeytan da ona sokulmaya fırsat bulur. Nitekim rivayet olunmuştur ki, Nûh aleyhisselâm gemisinde şeytanı yanında görmüş ve ona, “Sen buraya niçin geldin?” demiş. O da cevaben, “Senin ashabının kalblerini çelmek ve böylece onların, senin safında değil, benim yanımda olmalarını ve senin tarafında sadece bedeni ile bulunmalarını sağlamak için geldim” demiş.
Bunun üzerine Nûh aleyhisselâm, “Defol ve çık, ey Allah’ın düşmanı! Çünkü sen racîmsin, taşlanmış ve kovulmuşsun” buyurmuş. Bunun üzerine iblis, “Beş şey vardır ki, insanlar onlarla helâk olurlar. Ben sana bunların iki tanesi hariç üçünü söyleyeceğim”. Allah Teâlâ Hazretleri, Nûh’a:“O’na emret, ikisini söylesin. Senin o üç taneye ihtiyacın yok” diye vahiy buyurmuş.