Sümeyye Acarkan

BEDENİN GIDASINI ÇOK SEVİYORUZ, RUHUN GIDASINI İSE AZ.
Önümüze yemek konulduğunda diyoruz ki: “Midemiz dolmasa da şu sevdiğimiz yemekleri boğazımızdan aşağı boyuna akıtsak.” Midemiz dolduğunda ise ona kızıyoruz. Asıl ibadet ederken böyle olmalı, hiç bitmesini istememeliyiz. BEDENİN GIDASINI ÇOK SEVİYORUZ, RUHUN GIDASINI İSE AZ.
Sayfa 278·Kitabı okudu
Gıda
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Beka âlemine ister inansın, ister inanmasın....
Günahlarla mülevves olan kalb, âdeta ölü mesabesindedir. Zira mâneviyattan hiçbir nesnenin kendisine erişmesine imkân yoktur. Diğer mahlûklar gibi yaşar ve ölür. Fakat ne yazık ki, diğer mahlûkların ölümüyle hayatları sona erer. Fakat insan olarak yaratılmış olan bu kimsenin, ruhsuz ve mâneviyatsız, daha açık bir dille imansız oluşu, doğrusu çok acıklı olacaktır. O beka âlemine ister inansın, ister inanmasın âhiretteki yeri ebedî cehennem olacak ve orada bitmez, tükenmez bir azab, içerisinde kıvranacaktır. Bundan daha acı, daha kötü bir felâket tasavvur olunabilir mi? Onun için Cenâb-ı Hakk, Kur’ân-ı Kerîm’de, “Hakikat, kitaplılardan olsun, müşriklerden olsun (bütün o)küfredenler cehennem ateşindedirler, onun içinde ebedî kalıcıdırlar...” buyurmaktadır. Bunları, yâni ehl-i küfrü, mahlûkatın en şerlisi olarak zikretmektedir.
Sayfa 161 - SEHA NEŞRİYAT·Kitabı okudu
Ahiret
Rıza da öncelik
mahlûkun rızası için Hakk’ın rızasını terk etmek yoktur.
Sayfa 138 - SEHA NEŞRİYAT·Kitabı okudu
Öncelikler
Hakkı duymak, Hakkı işitmek
günahlar ki, gerek büyük, gerekse küçük, bunları işlemekle ehl-i sünnet itikadınca her ne kadar kâfir olunmaz denmişse de, maalesef bu günahlârdan herhangi birisinde ısrar ve devam etmek gönüllerin kararmasına, gözlerin de görmez olup kulakların hakkı duymaz olmasına sebep olur.
Sayfa 125 - SEHA NEŞRİYAT·Kitabı okudu
Günah
Kalp, şeytan, ahlaki vasıflar, basiret nuru, hırs, hased, Gazab (öfke), şehvet
İnsandaki en şerefli şey ise, onun kalbidir. Bundan dolayı şeytan, insanoğlunun zahirini ifsat etmekle yetinmez, kalbine de musallat olur. Hattâ onun asıl maksadının insanın en şerefli uzvu olan kalbi bozmak olduğu söylenebilir. Bunun için her akıllı ve mükellef müslümana kalbini şeytanın ifsadından korumak bir “Vücûb-i aynî”dir (yâni bizzat her şahıs için vazgeçilmez bir mecburiyettir). Lâkin buna kolayca ulaşılamaz. Şeytanın giriş yollarını ve aldatma usûllerini iyi bilmek şarttır. Bir de bu gayeye götüren vasıtaları iyi bilmek gerekir. Şeytanın müdahale yolları insanoğlundaki ahlâkî vasıflardır ki, sayıları pek çoktur. Haset ve hırs, bunların en büyüklerin-den ikisidir. Kul bir şeye karşı haris olunca, sahip olduğu hırs onun gözünü kör, kulağını sağır eder. Nitekim Peygamber sallâllahü aleyhi ve- sellem Efendimiz, “Hubbuke şey’e, yugmî ve yusimmu = Senin bir şeyi sevmen seni kör ve sağır eyler” buyurmuşlardır. İnsandaki basiret nuru, şeytanın sokulma yollarını görmeye yardımcı olur. Ama basiret gözü hırs ve haset ile örtülünce o durumu göremez, böylece şeytan da ona sokulmaya fırsat bulur. Nitekim rivayet olunmuştur ki, Nûh aleyhisselâm gemisinde şeytanı yanında görmüş ve ona, “Sen buraya niçin geldin?” demiş. O da cevaben, “Senin ashabının kalblerini çelmek ve böylece onların, senin safında değil, benim yanımda olmalarını ve senin tarafında sadece bedeni ile bulunmalarını sağlamak için geldim” demiş. Bunun üzerine Nûh aleyhisselâm, “Defol ve çık, ey Allah’ın düşmanı! Çünkü sen racîmsin, taşlanmış ve kovulmuşsun” buyurmuş. Bunun üzerine iblis, “Beş şey vardır ki, insanlar onlarla helâk olurlar. Ben sana bunların iki tanesi hariç üçünü söyleyeceğim”. Allah Teâlâ Hazretleri, Nûh’a:“O’na emret, ikisini söylesin. Senin o üç taneye ihtiyacın yok” diye vahiy buyurmuş.
Sayfa 123 - SEHA NEŞRİYAT·Kitabı okudu
Mücadele