nevi şahsına münhasır birisi işte

nevi şahsına münhasır birisi işte
Hasbiyallahu lâ ilâhe illâ hû aleyhi tevekkeltü ve hüve rabbül arşil azîm (Allah bana yeter, O'ndan başka ilah yoktur. Ben sadece O'na güvenip dayanırım. O, yüce Arş'ın Sahibidir.) x.com/dr_hayalperest_
Reklam
İnsan bir kez aşkı veya Allah'ı aramaya basladı mı, ilahi varlığın her veçhesiyle bütün dünyaya nüfuz ettiğinin farkına varır. Onbirinci yüzyılda yaşamış bir başka büyük sûfi Şirazlı Baba Kûhi bu hali çok güzel ifade etmektedir: Çarsıda da, camide de-tek gördüğüm Allah Vadide ve dağda- tek gördüğüm Allah O`dur yanımda gördüğüm tüm sıkıntılarımda Lütufta ve servette-tek gördüğüm Allah Namazda ve oruçta, duada ve yakarışta Resûl'ün dininde -tek gördüğüm Allah Ne sıfatlar, ne sebepler- tek gördüğüm Allah Gözlerimi açmışım, ve hep etrafımda O'nun vechinin nuru Gözün tüm görebildiklerinde- tek gördüğüm Allah Ateşiyle eridiğim bir mum gibi Parıldayan alevlerin ortasında-tek gördüğüm Allah Hiçliğe geçtim, kayboldum Ve işte, yaşayan her şey bendim-ve tek gördüğüm Allah.
Sayfa 95
Alıntı
Fars kültüründeki bütün büyük insanlar, ister filozof ister âlim, ister edebiyatçı, ister devlet adamı olsunlar, tasavvufa yönelmişlerdir. Çünkü insanın arzularının ve aşkın sınırsız olduğunu, ancak aklın sınırlı olduğunu biliyorlardı. Bundan ötürü, aklı aşkın hizmetine ve aşkı da insanlığın hizmetine sundular. Bilginin insanı yalnızca sınırlı bir anlamaya götürebileceğini gördüler ve kuru bilginin bireyi kendi potansiyelinin sınırına vardırmadığını, arzusunu tatmin etmeye yetmediğini fark ettiler. Ancak aşk, insanın anlayışını zenginleştirebilir ve potansiyellerini açığa çkarabilirdi İnsan için aşk, tüm dertlerin (hırs, rekabet, kıskançlık ve kin gibi) çaresidir. Gerçek aşk sanılanın aksine bunlara karşı çıkmaz, bunları eritir. ... Rûmi, aşkın bu dönüştürücü gücünü şöyle tanımlar: "Aşk iledir ki çalılar gül olur ve Aşk iledir ki sirkeden tatlı şarap olur Aşk iledir ki kazıklar taht olur Aşk iledir ki yokluk servet görünür Aşk iledir ki hapishane gülşen görünür Aşk iledir ki ateş gül bahçesi olur Aşk iledir ki nâr nûr olur."
Sayfa 93
Tasavvuf
Gazalinin deneyimleri (devamı) ;
"Belirsizliğin pençesinde kıvranırken, bir gün Bağdat'tan ayrılmaya ve her șeyden vazgeçmeye karar verdim. Ertesi gün, kararımdan vazgeçtim. Bir adim ileri atıp, hemen geri çekildim. Sabah içtenlikle kendimi sadece gelecek hayatla meşgul etmeye karar verdim. Aksam bir grup nefsani düşünce hücum edip kararlarımı bozdu. Bir taraftan dünya beni harislik zincirindeki görevime bağlı kılyor, diğer tarafta dinin sesi beni kendisine çağırıyordu: 'Uyan, uyan! Ömrün sonuna yaklaşıyor ve senin daha kat edecek çok yolun var. Bütün uydurma bilgiler, yalan ve fanteziden başka bir șey değil. Kurtuluşunu şimdi düşünmüyorsan, ne zaman düşüneceksin? O zaman kararım kuvvetlendi; her șeyden vazgeçmek ve uçup gitmek istedim, ama nefis karşıma dikilip şöyle dedi: 'Gelip geçici bir his yüzünden ızdırap çekiyorsun. Ona yol verme, kısa zamanda geçecektir. Eğer ona uyarsan, eğer bu güzelim makamdan vazgeçersen, bu onurlu geçmişten, seni koruyan bu saltanat mühründen vazgeçersen, onu bir daha elde edemeyerek müteessir olursun." Böylece, (Miladî 1096 yilinin) Recep ayından itibaren, altı ay kadar bir süre, bir taraftan dünyevi tutkular ve diğer yandan dinî emeller arasında bölünüp kaldım. Bu emeller arasında iradem belirdi ve kendimi kadere teslim ettim. Allah dilimi bağladı ve ders vermeme izin vermedi. Öğrencilerim için ders vermeye devam etmek istedim, ama nafile: sanki dilsiz olmuştum. Mahkûm edildiğim sessizlik beni șiddetli bir umutsuzluğa saldı, midem zayıfladı, iştahımı yitirdim. Ne bir lokma yiyebildim, ne de bir yudum su içebildim. Öylesine elden ayaktan düştüm ki, beni kurtarmakta çaresiz kalan doktorlar, Fesat kalpte ve oradan bütün organizmaya yayılmış; bu ağır üzüntünün sebebi bulunmadıkça hiç umut yok diyorlardı." (s 50-5 1) Gazali'nin sıradan sebeplerden değil, varoluşsal
Sayfa 86
Tasavvuf
Gazali'nin deneyimleri;
Gazâlî iki ay endişe ve kuşku ile yaşadığını anlatır. Bunu, skolastik kelam ve felsefe bilgilerini gözden geçirdiği ve vecd icinde bilgiye eriștiklerini iddia eden sûfiler üzerinde çaliştığı, iki yıllık çelişkili bir dönem takip etti. Ardindan, bu sistemleri tam olarak kavrayabilmek için uzun düsüncelere daldığı bir yıl geçirdi: "Onları zihnimde bütün bilinmezler açık hale gelene dek defalarca ve defalarca yoğurdum" (s. 26) Kelamın belli zihinleri iyileștirmede pragmatik bir değer olduğu sonucuna varmasına rağmen, bunu kendi hastalığına bir çare olarak görmedi. Felsefe içindeki hakikat arayışında (bilim ve matematik dahil olmak üzere) inanç ve bilim arasındaki ilişkiyi tanımladı ve dahi düşünürler ile amatörleri birbirinden ayırdı. Ama yine de, kendi rahatsızlığına bir çare bulamadı. Sonunda tasavvufa yöneldi. Fakat tasavvufun ilkelerini, öğrenmesi kolay, uygulanması zor buldu. Arayışları konusunda mükemmel bir bilgi edindim ve yöntemlerinden çalışarak ve şifahî öğretim yoluyla öğrenmenin mümkün olduğu her șeyi öğrendim. Sonunda anladım ki tasavvuf tanımlardan çok deneyimden olușuyordu ve bendeki eksik de bu alana aitti. Talim etmekte, vecde girmekte eksiktim" (s. 47-48) Bu noktada, Gazâlinin iç kavgası șiddetlenir. Çünkü kendisine ait șan, șeref, itibar, zenginlik ve ilim, yakinin sadece ahlâkî varlığın kapsamlı bir dönüşümünden çıkabileceğini dair farkındalığının tam karşısında duruyordu.
Sayfa 83
Tasavvuf
Reklam