Geleneksel yapımız içinde kadın, "çocuklara ve eve bakacak biri' olarak görülmektedir. Hatta bazı erkekler, "Kadınlar aşağı olduklarına inanmalı" diye düşünürler.
...
Böyle düşünen kimselerin, hayattan alacakları tadın yarısını ellerinin tersiyle ittiklerini düşünebiliriz. Kadını "yarım bir varlık" gibi düşünen erkek, aslında kendine kötülük yapmakta, onunla duygusal bağlar kuramamaktadır. Bir kadınla beraber olmada iki türlü sevgi vardır; biri erotik sevgi, yani onun bedenini sevmektir; diğeri ise dostluktur. Dostluk, ona eşlik etmenin, onunla beraber olmanın sevgisidir. Bu iki sevgi birbirine karıştırılmamalıdır. Mesela Freud bütün sevgileri "erotik sevgi" kapsamına alarak, beraber olmanın sevgisine cinsel anlam yüklemiştir. "Odipus kompleksi" ni yanlış yorumlamıştır, Böyle olunca, bir çocuğun annesine olan sevgisine de "erotik sevgi" demiştir. Hâlbuki anneyle erotik sevgi yaşanmaz. Çocuk, anneyle birbirine eşlik etmenin sevgisini yaşar. Bu yüzden, iyi âşıkların, annesini iyi seven erkekler olduğu da söylenir. Annesini seven erkekler, hem iyi âşık olabilirler, hem de evlendikten sonra annelerini uzaktan sevmeyi başarırlar.
Kadınla hayat arkadaşı olmanın, ona eşlik etmenin verdiği zevk ve sevgiyi tatmak, onun vücudunu sevmenin, yani cinsel heyecanın çok ötesindedir. Erkek o tadı, kadını ikinci sınıf görerek kaçırmaktadır. Yüce Yaratıcı, kadınla erkeği farklı yaratmış olsa da, hiçbirine üstünlük vermemiş, "Kadınlar bir tarafa, erkekler bir tarafa..." dememiş, insanları - öldükten sonra - takva derecelerine göre sınıflandırmış, sadece kendisine yakın olanları üstün tutmuştur. Eğer erkek, bütün evreni yaratan gücün yapmadığı bir cinsiyet ayrımcılığı yapıyorsa, evrendeki yasalara uymuyor demektir. Bu yüzden davranışı gerçekçi değil, gelenekseldir; dinden de kaynaklanmaz.