Rousseau, aydınlanma çağı düşünürlerinin aksine, insan-toplum-doğa ilişkilerinde uyumu vurgular ve antik Yunan felsefesini kendi yüzyılına taşır. Modern uygarlığa yönelttiği eleştiriler, mekanik ve pozitivist toplum görüşünü benimseyen çağdaşları tarafından kavranamadığı gibi, toplum sözleşmesi ve demokrasi kuramı da kendi çağını aşar. Bildiride, Rousseau’nun toplum sözleşmesi ve genel irade kuramına yönelik görüşler ele alınacak, genel irade kuramının çoğunlukla yanlış yorumlandığı, genel iradenin oluşumunu oybirliği ilkesi üzerine inşa ettiğinden dolayı, otoriter veya totaliter yönetimlerin Rousseau’nun toplum sözleşmesi kuramıyla meşrulaştırılamayacağı tartışıla- caktır. Rousseau’nun temsili demokrasi ve meşruiyet üzerine yürüttüğü tartışmalar takip edilerek, katılımcı veya müzakereci demokrasi lehine geliştirdiği görüşleri değerlendirilecektir...
“Rousseau’nun bu genel irade kavramının hem demokratik hem otoriter yorumlara elverişli olduğu anlaşılıyor. Bu nedenle bu kuram, hem Fransız Devrimi’nin burjuva demokratik düşünürlerini, hem otoriter bir devlet anlayışı geliştiren Hegel’i etkilemiştir. Dahası, genel iradeyi temsil ettiklerini söyleyerek onun kuramlarından yararlanan hem Lenin gibi komünist parti, hem Hitler, Mussolini gibi, faşist parti önderlerini de etkilemiştir..
Özüne ilişkin olmayan şeyler bir yana bırakıldığında, rousseau, toplum sözleşmesini şu sözlere indirgemiştir: "her birimiz kendi kişiliğimiz, ve gücümüzü, genel iradenin yüce yönetimi altına veriyoruz ve her toplum üyesini somut olarak, bütünün bölünmez bir parçası olarak kabul ediyoruz
Okumanızı şiddetle tavsiye ederim
“Unutmayın ki,kentlerin surları köy evlerinin yıkıntılarıyla yapılır.Başkentte yükselen her sarayı gördükçe,bütün bir ülkenin yıkıntıya çevrildiğini görüyormuşum gibi gelir bana”...