Vicdanımız, bizim de acı çekmeye başladığımız noktaya varıncaya kadar diğerlerinin maruz kaldığı sıkıntıları umursamaz. İstisnasız tüm durumlarda, bu bizi de rahatsız etmeye başlayana kadar, diğer kişinin acısına kayıtsız kalırız.
Kardeşimizin olmaması, kendimizi yaratım sürecinin son noktası olarak görmemizi kolaylaştırıyor ve aynı şekilde hayvanlar âleminin geri kalanıyla aramızda bir uçurum olduğunu zannetmemize sebep oluyor.
Eski çağlarda yaşayan ve okuma yazması olmayan insanların ekonomik gerekliliklerden ziyade inançla motive olduklarını kanıtlamak zor bir iştir.
1880’de İngiliz hükümeti, daha önce eşi görülmemiş bir yasa çıkararak İngiltere’deki tüm zaman çizelgelerinin Greenwich’e göre düzenlenmesini zorunlu kıldı.
Kimyacılar alüminyumu 1820’ler gibi geç bir tarihte keşfetmişlerdi, ama madeni cevherinden ayırmak çok zor ve masraflıydı. Uzun yıllar boyunca alüminyum, altından çok daha pahalı bir malzeme olarak kaldı.
1860’larda Fransa İmparatoru III. Napolyon, en seçkin konuklarına alüminyum çatal bıçak takımıyla servis yapılmasını emretmişti; daha önemsiz misafirlerse altın çatal ve bıçak kullanıyorlardı.
Çernobil faciasından bir yıl önce, Sovyet nükleer enerji bakan yardımcılarından birine Sovyet reaktörlerinin güvenliği soruldu ve adam özellikle güvenli bir alan olarak Çernobil’i seçti. Bir felaketin ortaya çıkabileceği sürenin ortalaması, diye tahminde bulundu kendine güvenli bir şekilde, yüz bin yıldır. Ama bir yıla kalmadan… yıkım. Challenger faciasından bir yıl önce NASA üstlenicileri de buna benzer güvenceler vermişti: Mekikte felaketle sonuçlanacak bir hatanın olmaşı için, diye tahminde bulundular, on bin yıl gerekir. Ama bir yıl sonra… büyük bir acı.