Bir şeyi duymamamız gerektiğini anlamak, onu öğrenmek için elimizden geleni yapmamıza yeter de artar, halbuki, kendi iyiliğimiz için, hayal kırıklığına uğramayalım diye, ya da bizi bulaştırmamak için, hayat bize o kadar da kötü görünmesin diye bunların bizden saklandığını fark etmeden yaparız bunu.
Her rejimin ilk yaptığı kendisinden önce geleni yok saymak, küçültmek ve silmek; ona hizmet etmiş olanları da sessiz sedasız solup gitmeye, ölmeye mahkum etmek, mazide kalmış beş para etmez şeyler haline dönüştürmektir.
Tüm insanlık elimizin altındadır işte, tıpkı bir zamanlar daha genç olduğumuzdaki gibi; eski kusurlara düşmeden seçme ihtimali bizimdir; erkeğin ya da kadının hoşumuza gitmeyen taraflarına katlanmak zorunda olmamanın rahatlığı vardır, öyle ya, daima ortada olan, önümüz de ardımızda, sağımızda solumuzda, nereye baksak orada olan insanın muhakkak hoşumuza gitmeyen bir tarafı olacaktır; evlilik insanı çevreler, kuşatır.
Örümceğin ağına takıldığımızda, sınırsız hayaller kurarız, beri yandan en ufacık kırıntıyla da idare ederiz, onun sesini duymakla, kokusunu almakla, göz ucuyla onu izlemekle, onu hissetmekle, henüz ufkumuzda bulunan ve yok olup gitmemiş olanlarla, henüz geride kalan tek şey uzaklaşan ayaklarının ardında bıraktığI toz duman değilken…