Bir yerden ayrılırken geride kendimizden bir şey bırakıyoruz, oradan gitsek de orada kalıyoruz. Öyle şeyler var ki bizde, ancak oraya geri dönerek bulabiliriz onları. Tekerleklerin tekdüze tıkırtısı bizi hayatımızın, ne kadar kısa olursa olsun, bir dilimini geride bırakmış olduğumuz bir yere doğru götürürken, kendimize doğru ilerleriz, kendimize doğru yolculuk ederiz. Ayağımızı yabancı istasyonun peronuna ikinci kez bastığımızda, hoparlörlerden yükselen sesleri duyduğumuzda, kendilerine özgü kokuları kokladığımızda, sadece o uzak yere varmış olmayız, kendi içimizin uzaklarına da, kendimizin, belki de çok uzaklardaki, biz başka bir yerdeyken karanlıkta kalan ve görünmeyen bir köşesine de varmış oluruz.
Gençken, ölümsüzmüşüz gibi yaşarız. Ölümsüzlük hakkındaki bilgimiz, incecik kâğıt bir zar gibi sarar bizi, tenimize neredeyse dokunmaz. Hayatımızın hangi döneminde değişir bu? O zar ne zaman daha sıkı sarmaya başlar bizi; ve sonunda boğar?