GEÇMİŞİN YÜKÜ-AYŞEGÜL KEFELİ JONES,408 sayfa
“Geçmiş insanoğlunun sırtında ölene kadar taşıyacağı tek gerçeği…”
Bu güzel kitap daha ilk sayfalarda sizi içine çekiyor.Anlatım çok güzel,yalın,akıcı bir Türkçe ile kitaba bir başlıyorsunuz ki saatin kaç olduğunun farkına varmıyorsunuz.İlk 100 sayfa karakterleri tanıma,geçmiş hayatları ve bugünkü hayatları arasında git gel yaşıyoruz.Yeri geldi üzüldüm,yeri geldi çok kızdım amaaaa işte 100. sayfadan sonra bende gözyaşları akmaya başladı .Zeynep’in İstanbul’a kaçış ve oradaki yeni başlayan hayatını okurken.
Ah Süreyya ,ah canım Süreyya ,onun sekiz yaşında yaşadıklarını okurken duygularımı tarif edemiyorum.Süreyya’ya mı üzüleyim onun kahrolası annesinin davranışlarına mı lanet edeyim bilemedim.Nasıl bir anne bu,böyle bir anne olmaz olsun dedim. Zeynep’in annesi,Aylin’in annesi,Firuze’nin annesi kızlarının üstüne titrerken ,Süreyya’nın annesi hani o kitaplarda ,filmlerde bahsedilen kötü kalpli üvey annelerden bile bin beterdi.En çok Süreyya’nın çocukluğu ile Zeynep’in hayat mücadelesi etkiledi beni.Sırf soyadı uğruna,sevgi göstermenin güçsüzlük olduğuna inanan,kızının iyi yetişmesi için,güçlü olması için onu sevgiden yoksun,bir robot gibi yetiştiren bir anne Süreyya’nın annesi. Bu Ona göre sevgi her şeyin başı değil sonuydu,sevgi onlara zenginlik ve güç vermiyordu.Aksine zayıf insanlar,sevgi adına her şeyi yapardı.Güçlüler ise sevgisi olanları kullanırdı.Zenginlik,para,hırs,itibar uğruna kızını harcayan bir kadın.İşte böyle bir anneydi Süreyya’nın annesi.Baba ise annesinin elinde kuklaya dönüşmüş,kızını çok sevmesine rağmen karısının sözünden çıkamayan,kendini işe adamış bir adam.
Zeynep Sofia,Aylin,Süreyya ve Firuze birbirlerinden habersiz,farklı yerlerde doğup büyüyerek,farklı yaşam süren dört yakın arkadaş.Hayat onları