İlk defa, "Om Begrebet Ironi" adıyla 1841'de Danca'da doktora tezi olarak yayımlanıyor. Türkçe'de 2003'te Türkiye İ.B.K. Yayınları Sıla Okur çevirisiyle basılıyor. Elimdeki (aynı zamanda sitede olan) ise aynı çevirmenin İmge Kitabevi baskısı, bu da 2009 yılında basılıyor.
İroni kavramının ele alındığı bu eserde Kierkegaard ironi'nin ne olduğunu düşünmeye başlamadan önce fenomenin yorumunu gerekli görür. Bu nedenle kitabın birinci kısmında Sokrates'in duruşunu resmeden, çağdaşları Ksenephon, Platon, ve Aristophanes'in Sokrates yorumları incelenir çünkü birçok düşünürün de öyle gördüğü gibi Kierkegaard da ironi'yi Sokrates ile başlatır.
Ksenephon metinlerinde Atinalıların Sokrates'i ölümle cezalandırılmalarının ne büyük bir adaletsizlik olduğunu anlatmaya çalışır. Ve bu ereğin içindeyken de Sokrates'i o kadar masum olarak gösterir ki Sokrates'in cezalandırılması oldukça anlamsız kalır ki bu da Sokrates'in ironist kişiliğinden ziyade Atinalıların gaddarlığını ön plana yerleştirir. Ksenephon yorumlarında Sokrates'in ironisi görünmez onun yerine safsata(sofizm-bilgicilik) ön plandadır. Kiekggard'a göre Ksenephon Sokrates'i "anahtar deliğinden" ancak görebilmiştir. Onun Sokrates tasvirinin boşluklarını Platon doldurur.
Sokrates'in Savunması, Şölen, Phaidon, Devlet gibi Platon eserlerindeki Sokrates yorumları incelenir bu bölümde. Platon'un Sokrates'i tanrısallığın dolaysız aracıdır. Öyle ki Kierkegaard Sokrates'in tümel üzerindeki etkisini, tümelle ilişkisini ifade ederken İsa ile Sokrates arasındaki paralelliği de gösterir. Bu, Tanrısalla ilişki içindeki ikincil birey, Tanrısal tarafından kışkırtılır, deyim yerindeyse kendi öznelliğinde bir çağa başlar ikincil birey. Kierkegaard şöyle diyor bu ikincil için; "Ya sözler bireyi yaratır, ya da bireyin varlık nedeni