SOFİZM'İN EPİSTEMOLOJİSİ
Sofistlerin entelektüel tesiri, yalnızca belâgat eğitimi vermeleriyle sınırlı değildir; daha derinde, “ne bildiğimizi nasıl biliriz?” sorusuna verdikleri cevaptadır. Onlarda dünya, sürekli akış hâlindedir; değişmeyen öz diye bir şey yoktur ya da varsa da insan için erişilebilir değildir. Bu yüzden “bilgi” dediğimiz şey, çoğu zaman güçlü sözlerin, yerinde örneklerin ve diğerleriyle mutabık kalmanın terkibidir. İkna eden, “doğru”ya en yakın sayılır; çünkü ölçüyü dışarıda bir yerde değil, konuşmanın içinde, kitlelerin kabulünde ararlar. Gorgias’ın meşhur meydan okuması: “Hiçbir şey yoktur; olsa da bilinmez; bilinse de anlatılamaz” bu zeminde abartı değil, çizginin sınır denemesidir. Doğruluk, eşyada bir karşılığı olduğu için değil, muhatap üzerinde etkisi olduğu için kıymet kazanır. Bu anlayışın iki sonuç doğurduğunu söyleyebiliriz. 1.si, “episteme” (bilgi) ile “doksa” (zan) arasındaki ayrım erir; kanaât, bilginin yerine geçer. 2.si, kavramların içeriği sabit bir çekirdeğe sahip olmaktan çıkar; adalet, cesaret, ölçülülük gibi isimler, şehirden şehre, ândan âna değişen alışkanlıkların ve güç ilişkilerinin yansımasına dönüşür. Bu, bilginin nesnesini belirsizleştirir: Artık doğrulanacak bir şey yoktur; yalnızca kabul ettirilecek bir şey vardır. Bu anlayışın siyaset alanındaki sonucu açıktır: Kimin sözü kalabalığı döndürüyorsa, o ânda o haklıdır. Sokrates’in itirazının yay kirişi burada gerilir: O ân doğru olan ile hakîkaten doğru olan aynı şey değildir. Sofistlerin etkisini, “physis–nomos” karşıtlığında da okuruz: Tabiatın kendi düzeni bir yana, yasa ve törelerin belirlediği düzen öte yana… Onlar çoğunlukla “nomos”un (medenî-insanî dünyanın) değişkenliğini öne çıkarır. Sokrates ise burada takılır: **Yasa ve töre değişebilir; ama “adalet
Felsefe ve Insan
Kur'an
“Dini dosdoğru ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin” diye, dinden Nuh'a vasiyet ettiğini ve sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya vasiyet ettiğimizi sizin için de (aynen) şeriat yaptık (hayat düsturu olarak öngördük). Fakat senin kendilerini çağırdığın şey (İslâm dini), Allah'a ortak koşanlara ağır geldi. Allah, dileyeni buna seçer ve içten kendisine yöneleni de hidayete erdirir. Onlar, kendilerine hakikatin bilgisi geldikten sonra, aralarındaki kıskançlık yüzünden ayrılığa düştüler. Eğer (azabın) belli bir süreye kadar (ertelenmesi ile ilgili olarak) Rabbinden bir hüküm gelmemiş olsaydı, aralarında hemen hüküm verilirdi. İşte bakın, öncekilerden ilahi kelamı devralanlar (şimdi) onun öğretileri hakkında şüpheye varan büyük bir tereddüt içindeler. (Ey Resul!) İşte bundan dolayı sen insanları Allah'ın dinine davet et ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol! Onların isteklerine, hevalarına uyma ve de ki: “Ben, Allah Kitap olarak ne indirmişse ona iman ettim. Bana aranızda (zengin–fakir, Arap–acem, siyah–beyaz ayırımı yapmadan) adaleti gözetmem, eşit davranmam emrolundu. Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz size aittir. Bizimle sizin aranızda tartışmanın bir yararı yoktur. Nasıl olsa Allah, bir gün hepimizi bir araya toplayacak ve aramızdaki hükmünü verecektir. Nitekim dönüş sadece O'nadır.”(Şura 13, 14,15) Bu buyruk tevhid, ahirete, meleklere, peygamberlere, kitaplara iman, namaz, oruç, zekât, kurban vs. ibadetlerin eski ümmetlerden beri farz olduğunun delillerindendir. (Bakınız: Bakara 2:83, 183; Âl-i İmrân 3:39; Mâide 5:12; Yûnus 10:87; İbrâhîm 14:40; Kehf 18:21; Meryem 19:31, 55, 59; Tâhâ 20:14; Hacc 22:26-30, 34-37; Enbiyâ 21:73; Lokmân 31:17; Necm 53:56.) Tevhide yani vahye yönelik davet her kime ağır
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Felsefe Arşivi
Esenlikler. Felsefe üzerine okuduğum kitapları kronolojik olarak alanlarına göre kategorize ettiğim kişisel bir arşiv olacak bu liste, okudukça güncelleyeceğim. Kaydedebilir ya da kopyalayabilirsiniz. Önerileriniz varsa okuyup ekleyebilirim, yazmaktan çekinmeyin. Metafizik (Varlık Felsefesi) — Ontoloji Fragmanlar (MÖ 5. yüzyıl) Metafizik (MÖ 4. yüzyıl) The Nicomachean Ethics (M.Ö. 350) Enneadlar Seçmeler (270) Felsefenin Tesellisi (524) The Thought of Thomas Aquinas (1225–1274) The Thought of Thomas Aquinas (1265-1274) İsteme ve Tasarım Olarak Dünya (Cep boy) (1818) Varlık ve Zaman (1927) Zen Yolu Zen Zihni Başlangıç Zihnidir Zen'in Derinliklerinde Shobogenzo Zen Felsefesinin Hazinesi — Kozmoloji Theogonia - İşler ve Günler (MÖ 8. yüzyıl) Fragmanlar (MÖ 6. yüzyıl)
Felsefe
(yitik sözler )
"Kendi varlığını takdir edemeyeni başkaları tahkîr eder." Yöntemli düşünme yetisini kaybeden bir milletin başına gelebilecek dört büyük tehlike: 1. Mistisizm 2. Sofizm 3. Skeptisizm 4. Lakaydizm Hâlihazırda anlam-değer dünyamıza, tarihimize, dilimize, vb., kısaca kendimize karşı içinde yaşadığımız Lakaydizm en büyük tehlike. İhsan Fazlıoğlu **** Konu Bilme ve Bilmenin Derecesi ile ilgili. İlmel-aynel-hakkal yakîn deyince konuyu tasavvufun dışına çıkarmıyorlar ancak bu konu somut-soyut tüm duyu-duygularla ilgili. Temel seviyede taklitçi olan birey, ilm ile iradesini kullanmadıkça maymunluktan insanlığa evrilemez. Bu bağlamda dünyada tartışılan konu evrim teorisidir. Kur'an zaten sebt gününe uymayı irade etmeyen insana "aşağılık mamun" hükmünü vermiştir. Yani taklitçi beşerin insan olmasının tek şansı vahye uymayı akletmek ve irade etmektir. Şenol KURAK
Yöntemli düşünme yetisini kaybeden bir milletin başına gelebilecek dört büyük tehlike: 1. Mistisizm 2. Sofizm 3. Skeptisizm 4. Lakaydizm Hâlihazırda anlam-değer dünyamıza, tarihimize, dilimize, vb., kısaca kendimize karşı içinde yaşadığımız Lakaydizm en büyük tehlike. Kendi varlığını takdir edemeyeni başkaları tahkîr eder. İhsan Fazlıoğlu
Sofizm&Sofist
Qədim yunanlar «sofist» və «sofizm» sözünü başqa cür başa düşürdülər. «Sofist» «müdrik» sözünü ifadə edirdi. Yüksək intellektual səviyyəli adamları o zaman belə adlandırırdılar. Məsələn, qədim dünyanın ən qüdrətli tarixçisi, daha doğrusu «tarixin atası» Herodot Falesi, Pifaqoru və başqalarını sofist adlandırırdı.Lakin eyni zamanda (b. er. əv. V əsrin 2– ci yarısında) xüsusi peşə sahiblərini sofistlər adlandırmağa başlamışdılar. Daha dəqiq desək, əmək haqqına görə pul alan (yəni ilk dəfə tədrisə görə pul alan) müəllimlər sofist adlanırdı. Sofizmin nümayəndələri bu adı fəxrlə daşıyırdılar. İlk dəfə özünü könüllü olaraq sofist adlandıran Protaqor (b. er. əv. 490– 420) olmuşdur.