Elea ekolünün (okulunun) kurucusu olarak kabul edilen Parmenides, kendinden önceki filozofların aksine görüşlerini şiir biçiminde yazan ilk filozof. Prolog (giriş), aletheia (hakikat) ve doxa (sanı) adlı üç bölümün yer aldığı şiirde Parmenides, alegorik bir anlatım yolunu tercih etmiş, ki bence görüşlerini açıkça ortaya koymak istemeyen filozof için metaforik ve alegorik bir anlatıma imkân veren şiir biçimi oldukça müsait. Şiirde anlatıcı olan delikanlı (bazı uzmanlar delikanlıyı Parmenides'in kendisiyle özdeşleştirmişler) "Güneş'in kızları" (veya "Muse'lar) tarafından atlı bir arabaya bindirilip göğe, yani Tanrıça'nın (Persephone, Dike veya Themis olduğu düşünülen) katına yükseltiliyor. Tanrıça, huzuruna varan delikanlıya iki kapı (gece ve gündüz) gösteriyor ve bu kapıların her ikisinden de geçip gerçeği öğreneceğini vadediyor. Gündüz kapısının günlük hayatta duyu organlarımızla algıladığımız dünyayı (doxa) ve gece kapısının da bir olan hakikati (gerçek, aletheia) simgelediğini düşünüyorum, ki misal gündüz vaktinde gözlerimizle görebildiğimiz her şey gece olunca karanlığa gömülür ve görülmez, yani aslında bir ilüzyon (yanılsama) oluşturur. Geceleyin ise gündüz vakti gördüğümüz şeylerin gece de aynı olduğunu ve varlığını sürdürdüğünü düşünürüz. Bu iki kapıyla aslında Parmenides, gerçeğin iki yüzü olduğunu anlatmak istiyor. Duyu organlarımız ile algıladığımız şeyler gerçek değil, birer yanılsamadan ibaret. Bu nedenle hakikate duyu organlarımız veya gözlem yoluyla değil, sadece aklımızla (rasyonel mantık) ulaşabiliriz. Parmenides'in iki yüzü olduğunu iddia ettiği gerçekle ilgili yorumunun Platon'un meşhur felsefesine ilham vermiş olduğunu söylemek yanlış olmaz. Ayrıca Parmenides'e göre "var olan vardır, var olmayan var değildir". Var olan şeyleri aklımızla