GAZALİ BİR ARA AGNOSTİK OLDU MU? Enis Doko, Gazali'nin bir ara agnostik olduğunu söylüyor. Bazıları da Gazali'nin 6 aylık gibi bir dönemde sofist olduğunu iddia ediyor. Oysa agnostizm veya sofizm bizzat Tanrının yahut bilginin varlığından şüphe içerisinde olmak demektir. Bunlar sadece bir yöntem olarak değil, epistemik olarak da ontolojik olarak da şüphenin varlığını asıl kabul ediyor. Gazali, hayatının bir döneminde azıcık da olsa Allah'ın varlığından şüphe içerisinde oldu mu? Gazali'nin kendi krizini anlattığı el-Munkız mine'd-dalal adlı eserinde söylediklerinden anladığım şudur: Gazali bir kriz yaşıyor, ama bu bir iman krizi değildir. Burada Allah'ın varlığından şüphe etmiş değildir. Bu açıdan inanç krizi yaşamıyor. Allah'ın var olduğunu, tek olduğunu kabul ediyor. Burada sıkıntı yok. Ancak bunu ispat etmenin yöntemi olarak kelamı da felsefeyi de masum imam anlayışını da reddediyor, kabul etmiyor. Çünkü özellikle kelam ve felsefe akıl yürütmelere dayanıyor ve akıl yürütmeler her zaman hatalı sonuç verebiliyor. Aklın yanılma ihtimali her zaman var. Üstelik akıl yürütmeler bir noktadan sonra bıktırıcı, usandırıcı ve sıkıcı olabiliyor. Akıl yürütmeler hatalı olduğu için şimdi Allah'ın varlığı da batıl mı olacak? Hayır. İşte Gazali bu noktada yöntem olarak kesinliği ortaya koyacak bir arayış içerisine giriyor. En güzel ve kesin ispat yöntemi olarak da tasavvufi yöntemi kabul ediyor. Şimdi bir başkası da tasavvufi yöntemi eleştiri konusu yapsa bu Allah'ın varlığından şüphe içerisinde olduğunu mu gösterecek? Yavuz Köktaş Hoca
1000Kitap
Zeki bir (sofist) talebe gidiyor, hocasına diyor ki;- Senden ben avukatlık icazeti alacağım! Fakat sen bilmem ne kadar para isteyeceksin! bu parayı vermeye şimdilik muktedir değilim. İleride kazanacağım ilk davadan ödemek üzere bana ders verir misin?Adam:- Olur diyor; sana ders veririm, kazanacağın ilk davadan benim hocalık ücretimi ödersin!Bir tuğlanın üzerine senet yazıyorlar, - O zamanlar senetler tuğla üzerine yazılırmış- mukavele tamam oluyor. Bir sürü iş yapıyor, fakat parasını ödemiyor hocasının... Hoca talebesi hakkında dava açıyor. Mahkeme kurulur kurulmaz hoca ayağa kalkıyor, diyor ki: - Bu davanın duruşması yersizdir, batıldır. Şimdiden hükmedilmesi lazım, hakkım için... Sebep şu : Benim talebemle davam var. Kazanacağı ilk davadan ödeyecekti hakkımı... Kazanamadım, diyor, şimdiye kadar... Güzel; ama bu bir davadır. Burada kazanırsa kazandığı için ödeyecek, kaybederse kaybettiği için verecek... Binaenaleyh her iki türlü verecek... o halde duruşmaya lüzum yoktur!Söylenecek laf var mı? Davayı kazanırsa talebe, mukavele mucibi borcunu verecek, kaybederse ödeme hükmü aldığı için verecek... Yani, o türlü veya bu türlü, verecek...Talebe kalkıyor ayağa:- Ben diyor; hocamdan ders aldım. Onun bütün hüneri, işte böyle, mantığı güme getirmektir. Bütün mahareti budur. Ben de muhakemeyi lüzumsuz görüyorum! Zira kazanırsam ödememek hükmünü alacağım için vermeyeceğim; kaybedersem kaybettiğim, kazanmadığım için vermeyeceğim; yani mukavele mucibi iki türlü de vermeyeceğim!(Sofistik) mantığı anlamak için ne zarif bir hikaye...Mantığı sahte mantıkla bulandırmanın hüneri (sofizm)...
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Sofizm&Sofist
Qədim yunanlar «sofist» və «sofizm» sözünü başqa cür başa düşürdülər. «Sofist» «müdrik» sözünü ifadə edirdi. Yüksək intellektual səviyyəli adamları o zaman belə adlandırırdılar. Məsələn, qədim dünyanın ən qüdrətli tarixçisi, daha doğrusu «tarixin atası» Herodot Falesi, Pifaqoru və başqalarını sofist adlandırırdı.Lakin eyni zamanda (b. er. əv. V əsrin 2– ci yarısında) xüsusi peşə sahiblərini sofistlər adlandırmağa başlamışdılar. Daha dəqiq desək, əmək haqqına görə pul alan (yəni ilk dəfə tədrisə görə pul alan) müəllimlər sofist adlanırdı. Sofizmin nümayəndələri bu adı fəxrlə daşıyırdılar. İlk dəfə özünü könüllü olaraq sofist adlandıran Protaqor (b. er. əv. 490– 420) olmuşdur.