Milâttan evvel 470’de Atina’da doğdu. Maddenin dış kabartılarından iç delâletlere yol aramanın bu misilsiz tecrit ustası, dış kabartılar dünyasının en katısına bağlı bir teşhis ustasının oğluydu. Bir heykeltıraşın oğlu... O da birkaç yıl taşları yonttu, heykele çalıştı; fakat bu iş kendisine, kartalın karabataklığa özenmesi kadar yabancıydı. Hemen taşları bıraktı ve onların mücerret hacimlerini kafasında kesip biçmeye başladı. Fikir ve hikmet... (Philos - filos) Yunanca «dost, arkadaş» demek... (Sophia - sofiya) ise «hikmet».. İşte (Philosophie - filozofi) felsefe, hikmet dostluğu; ve filozof, hikmet dostu... (Sokrates)e gelinceye kadar bu ocak, eski Yunanda (Sofist)lerin elindeydi. Hakikati hiçbir varışta durmadan ve hiç bir erişmeyle yetinmeden aramak ve boyuna akıldan şüphe etmek yerine, bir takım sahte düşünce silsileleri ve mantık oyunları içinde büsbütün kaybetmenin mektebi... Günümüzde, yalancı mantık delâletlerinin aldatmaca oyunu mânasına gelen (Sofizm), o zamanki temsilcileri elinde, fikir caddesinin biricik devriye silâhıydı. (Sokrates) ve talebelerinin, suratlarına «safsatacı, mugâlatacı» yaftasını yapıştırdığı (sofist)ler, iyi konuşmak, bir takım fikrî ışık oyunlariyle eşyayı tepetaklak göstermek ve gerçekleri gözbağcılığına getirmek sanatında genç (Sokrates)i taklitçilikten hakikiliğe geçirdi ve (sofist)lerin karşısına en büyük düşman olarak dikti. (Sokrates), safsatacıların fikir kuvvetiyle değil de, çelme oyuniyle yıktığı hakikati, bizzat kendilerini aynı oyuna getirerek kurtardı. (Sofist)leri kendi mantıkları içinde boğdu ve sâf idrakin hudutsuzluk perdesini açtı. Bugünkü batı felsefesinin her koliyle birinden birinde düğümlendiği ve topyekûn üzerinde durduğu üç ayaklı dayanağın sahipleri, (Sokrates), onun talebesi Eflâtun ve onun talebesi Aristo
10. Basım / Eylül 2010, (I) SOKRATES, «NASIL?»I GETİREN, b.d.y,