• Hayatta her şeyin bir başlangıcı vardır ve her başlangıç beraberinde sayısız beklentiyi getirir. İnsan beklenti olmadan yaşayamaz. Zaten bu dünyayı çekilebilir hale getiren bir şey varsa o da hayal dünyamızdır. Kötü ya da olumsuz sonuçlar doğuracağını bile bile kimse bir işe başlamaz. Hep bir umutla başlarız, hep pembe tonlar ama o pembeler hayata karışınca kararıyor çoğu zaman. Bunu da göze alırız ama aklımızda çok fazla tutmayız.
  • Ya bizim doğru insanımız çoktan öldüyse?
  • El alem ne der diye düşündüğün sürece, aldığın kararlara asla kendi kararım diyemezsin...
  • Her gün aynı yoldan eve yürüyorum. Kaldırımına çıktığım sokaklar aynı, park edilen araçlar ve silinmeye yüz tutmuş beyaz asfalt çizgisi aynı, her gün aynı kuş kanat çırpıyor sanki odamın tavanındaki camdan görünen gökyüzümden,her gün aynı kadın kahve toplarındaki kıyafetleri ve kabarık saçlarıyla aynı kahveyi alıp aynı saatte koşuyor otobüs durağına, her gün aynı siyah botu giyiyor.
    Her gün bugün farklı olacak diyerek kalkıyorum yataktan ve her gün aynı hevesle giriyorum yorganımın içine. Ama her gün aynı saatte duş alırken aynı sıcak sütü bırakıyor annem. Babam hep aynı saatte, sekizi çeyrek geçe çayını bitirip gazatesini ve harçlığımı masanın üzerine bırakıyor. Hep aynı gazeteyi okuyor sanki. Her gün aynı yoldan okula yürüyorum. Yanımdan geçip giden yüzler aynı, herkes aynı formayı giyiyor; aynı saatte giriyoruz derse, aynı saatte kısıtlanmış tenefüs saatlerimiz. Her gün aynı saatte yemekhaneye iniyor, aynı şekilde ellerimi yıkıyor,aynı tarakla tarıyorum saçlarımı. Sınıflar aynı,masalar; koridorlar, ödevler aynı. Hisler aynı. Düşünceler, fikirler,telefonuma gelen bildirimler, yağmur yağar da camdaki damlaları saymak istersem diye kenarına sıramı çektiğim masa aynı; sıra arkadaşımın sıktığı parfüm, okul kapısından içeri girmeden yan taraftaki kafeden burnuma dolan kahve kokusu, bahçe içinde gerildiğimden sıklıkla attığım adımlar aynı. Umutsuzluğa kapıldığımda ışıkları kapatıp yastığıma sarılıp açık bıraktığım penceremin bana uzanan soğuk kolları hep aynı,evde kimse yokken demlediğim kahve ve hazır paketlerden çıkardığım fındıklı kurabiyelerin damağımda bıraktığı sükunet hep aynı. Kulaklığımı kulağıma her geçirişimde gözlerimi kapattığım bu dünya aynı, hep aynı. Sıyrılmayı denediğim ama her seferinde içine çekildiğim bu dünya... Sen, hep aynısın. Ama en çok da, denk gelmemek için sayfalarını hızlıca değiştirdiğim karaltıya bir aynasın. Üzerine çimento döküp mermerler döşediğim, kışın çıplak ayakla dolaştıpımdan beni hasta eder diye annemin üstüne ahşap parke döşettiği anılarımın her gece tuttuğum günlüklerde bıraktığı karaltıya bir aynasın.
    Bu yüzden her gün aynı yoldan yürüyorum evime. Hiç denk gelmiyorum ama. Hiç tutturamıyorum doğru adresi. Neresi bilmiyorum, yol ne tarafa şekillenirse o tarafa yürüyebiliyor ayaklarım. Basmadığım duraklarda iniyor bedenim, otobüslerin. Bu şehirde kayboluyorum. Uyuyunca geçiyor ama sabah kalkınca yine hatırlıyorum. Çünkü her gün eve aynı yoldan yürüyorum.
  • Anımsıyorum, lise talebeliğimiz döneminde kısacık tenefüslerde sınıfça mescide koşar, namaz kılardık. Her gün birilerinin "Ölüm var." diye sınıfta bağırdığı yahut tahtaya tebeşirle yazdığı günlerdi. Bir tencere, bir ocak ile mısır patlattığımız bile olmuştu.

    Lise son sınıfta, bulunduğumuz bina yeni ve soğuk olduğundan hocalarımız sınıfa çay ısmarlardı. Bir gün edebiyat hocama "Hocam ben çay içmiyorum. Bana kahve..." dediğimde simalarda can bulan o gülücükleri, simidin 50 kuruş olduğu günleri... Özlüyorum. Çok özlüyorum. O günlerin mutluluğu hâlâ içimde olacak ki benzer naifliklerin öğreticiliğini, sıcaklığını tatmış şahısları pek küçük sayılabilecek teferruatlardan bile çıkartıyorum. Suratımız asık olduğunda sebebini öğrenmeden peşimizi bırakmayan arkadaşlarımızın yerlerinde yeller esiyor şimdi. Bir umursamazlık ritmi tutturulmuş, gidiyor.

    Bizi takip eden jenerasyon adına, kendi dertlerimize gösterdiğimiz duyarlılığı daha büyük esef ve hassasiyetle onlara da takdim etmemiz gerektiğine inanç duyuyorum. Allah, gençliğimizi de bizimle yolundan ayırmasın.
  •   Boş vaktin olursa bırak kitap okumayı, müzik dinlemeyi Az biraz beni özle sonra ne halin varsa gör.  

    Ahmet Batman/ Soğuk Kahve
  • Ben Tekim Mahalle maçlarından kalma bir çocukluk lafıydı: "ben tekim, siz hepinizsiniz." hayat bize tek olmayı o zaman öğretmeye başladı aslında ama anlamadık biz. sonra sonra baktık, biz gerçekten tekiz ve siz hepinizsiniz. herkes tek olmayı seçemedi tabii. bazılarına hayatına birini, bazıları birilerini kattı. tek olmak artistlikti. öyle kolay iş değildi. özetle göt isterdi tek olmak ve ben tektim. SEN VARKEN DE TEK, yokken de tek. öyle mahalle maçına benzemiyordu hayat ama tek olmak çok havalıydı ve havalı çocuklardık biz. o yüzden ben tekim, siz hepinizsiniz. Mahalle kültüründe yetişen çocuk iyidir. içi dışı birdir o çocuğun; kendini savunmayı da, edebiyle oturmayı da bilir.