Normal Olmayan Normları Normalleştirme(k)
İnsan mevcudiyeti, her an değişen bir oluşun içinde kendi sabitliğini koruma çabasıyla şekillenirken, bu akışın en karanlık yönü alışkanlığın sağladığı o uyuşturucu güvenlik hissidir. Varlığın özünde yer alan keskin ve huzursuz edici hakikat arayışı, zamanla yerini mevcudiyetin en az direnç gösterdiği yollara bırakır. Bir sabah aniden karşımıza dikilse varlığımızı sarsacak olan o yabancılaşma, zamanın sonsuz küçük parçalarına bölünerek ruhumuza sızdırıldığında birer karakter özelliği sanılmaya başlanır. İnsan, kendi yıkımını inşa eden tuğlaları her gün büyük bir titizlikle dizerken, aslında binanın çökmekte olduğunun farkına varmayıp sadece manzaranın biraz daha değiştiğini düşünür. “İnsanlar birdenbire karşılarına çıksa şok olacakları türden kabul edilemez şeylere yavaş yavaş alışma yönünde ciddi ve güçlü bir eğilim sergiler.” Ray Dalio, İlkeler: Hayat ve İş, s. 476 — Madde 11.2.b “Haşlanan Kurbağa Sendromu” Bu ontolojik uyuşukluk, hayatın her alanında kendini gösteren bir irade felcine dönüşür. Başlangıçta ruhu tırmalayan her türlü bayağılık, estetikten ve ahlaktan yoksun her bir an, tekrarların gücüyle meşruiyet kazanır. Zihin, hayatta kalma içgüdüsünü yanlış bir yerden kurarak, içinde bulunduğu cehennemi cennete çevirmek yerine o cehennemin ısısına uyum sağlamayı seçer. Bu sinsi uyumlanma süreci, bireyin kendi özgürlük alanını genişletmek yerine, o alanı daraltan her türlü dış müdahaleyi doğal bir çevre koşulu gibi kabullenmesine yol açar. Hakikatin çıplak ve bazen can yakan ışığından kaçıp, alışkanlıkların sağladığı loş ve ılık kuytulara sığınmak, modern insanın en büyük trajedisidir. İnsanın kendi felaketine bu denli titizlikle uyum sağlaması, meselenin ciddiyetini aşan tuhaf bir kara mizahı da beraberinde getirir. Isınan suyun içinde
Duygu ve Düşünce
Divan’a dair 2.. Dikkat spoiler içerir‼️ Divan da 5 ana doktor karakteri var ve bu doktorlar da farklı ekolleri temsil ederek terapi koltuğuna oturuyorlar. Hem kendilerini yargılıyorlar hem de başkaları tarafında yargılanıyorlar. Kitapta bağımlı, asi, kurnaz, hırslı çeşitli hasta tipleri var. Dr. Marshall hastaları tedavi ederken tamamen geleneksel bir bakış açısına sahip iken Dr. Ernest hastanın durumuna göre tedavi yöntemi kullanıyor. Burada benim dikkatimi en çok çeken kısım De. Ernestin hastaya karşı dürüstlüğüydü ve teröpatik tedavisiydi. Bu tedavi aktarım ile gerçekleşiyor yani doktor kendini hastaya net ifade ediyor ve hastadan da aynısını bekliyor ve ilişkide samimiyet çok önemli. Aynı zamanda Ernest, kişinin sorumluluğunu kendi alması, duyguların ortaya çıkarken ne kadar şimdinin gözlüklerini taksakta geçmişin bu gözlüklerin oluşturduğunu söylüyor. Geçmişi irdelemek kişinin hakikatle yüzleşmesini sağlamak aslında geçmişte normalmiş gibi görünen durumların günümüzdeki davranışlarımızı ne kadar etkilediğini ortaya koyuyor. İlgimi çeken bir diğer konu ise insan kendini değerlendirirken bir kağıda bir başlangış ve bir son noktası koyması ve kendini en çok nereye yakın hissettiğini sorgulaması ve buna dair hayatını değerlendirmesi gerektiğiydi. Bu uygulama bireyin sorunları büyütmeden ve daha çözülebilir bir şekilde bakmasına sebep oluyor kanaatimce. Ayrıca varoluşsal şok sorusu ise insanı derinden sarsmaya yetiyor: ölünce mezarında ne yazılmasını isterdin? #divan #irvinyalom
Duygu ve Düşünce
Reklam
bekar biri ilgi gosterse asla umursamayacagim durumda evli bir adamın ilgisi beni mahvediyor. ağlamali, yakarmali depresyona giriyorum, terapi alacak duruma geliyorum. esinin yerinde kendimi dusunmekten mahvoluyorum. bu benim sucum olmamasina ragmen ben sucluymusum gibi hissediyorum. sosyal medyadan ulasan insanlarin curetkarligi neyse de bu sosyal cevrenizde oldugunda insan sok geciriyor. bu arsizlik, bu can yakici durum.
Eğer gerceklesmesini istediğin bir fikrin varsa, bunu seni seven kadının aklına sok.
Hayat ve İnsan
Murhpy
Bu adam 1963 yılında evrenin en büyük SIRRINI buldu. İnsan zihninde gerçekliği kontrol eden bir "anahtar" var. Ancak onu kullanmak bir Uyarı ile birlikte geliyor. Daha sonra ortaya çıkardığı şey her şeyi değiştirdi: 🧵 Dr. Joseph Murphy ile tanışın. 1898'de İrlanda'da doğdu, inançlı bir adam olarak büyüdü ancak sorguladı. Yetişkin olarak yoksuldu ve amaçtan yoksundu. Başkalarının kaçındığı soruları sordu: "Bazı insanlar neden gelişip başarılı olurken diğerleri acı çeker?" Murphy, gerçeği aramak için ABD'ye taşındı. • Din, felsefe ve psikoloji okudu. • Manevi liderlerden ve bilim insanlarından bilgiler öğrendi. • Antik bilgeliği modern bilimle birleştirdi. Bu süreçte her şeyi değiştirebilecek basit bir gerçeği ortaya çıkardı: 1953: Murphy insan düşüncesinin temellerini sarsan bir kitap yayınladı: "Bilinçaltı Zihninizin Gücü" Sadece bir kitap değildi; bu, insan potansiyelinin kilidini açmak, gizli bir zihinsel "anahtar"ı ortaya çıkarmak için bir kılavuzdu. Bilinçaltı zihin sadece pasif bir hafıza bankası değildir. Gerçekliğinizin komuta merkezidir.
Duygu ve Düşünce
sonu ters köşe // sürpriz sonlu değişik filmler 2 morvern callar (2002, lynne ramsay) sinemanın sessiz çığlıklarından biri… sevgilisinin intiharından sonra geride kalan roman taslağını kendi eseri gibi yayınevine gönderen genç bir kadının, bastırdığı duygularla kurduğu iç dünyayı izliyoruz. samantha morton'ın gözleriyle anlatılan bir hikaye bu; kelimelere ihtiyaç duymayan bir başrol performansı. lynne ramsay'in sakin ama rahatsız edici anlatımı, bir kadının dünyayla arasına çektiği duvarları gözle görünür hale getiriyor. trouble every day(2001, claire denis) erotizmle şiddet arasında gidip gelen deneysel bir vampir hikayesi. vincent gallo ve beatrice dalle başrolde; ama karakterler, oyunculardan çok daha vahşi. claire denis kamerasını bedenin en karanlık arzularına doğrultuyor. seyri zor ama etkileyici. gündelik olanın içine gizlenmiş hayvani dürtüler, kadrajı parçalıyor. ; )) butter on the latch (2013, josephine decker) bağımsız amerikan sinemasının en özgün kadın yönetmenlerinden josephine decker, bilinç ile bilinçaltı arasındaki bulanık sınırlarda gezinen bir hikaye sunuyor. balkan müzik kampında başlayan arkadaşlık, doğanın ve mitolojinin içine sürükleniyor. lo-fi sinema estetiği, kadrajın bilinçli bulanıklığı, film boyunca izleyiciyi bir rüyanın içine hapsediyor. in my skin (2002, marina de van) *** kendi bedenini keserek “hisseden” bir kadının içsel çöküşünü izliyoruz. hem yazan hem yöneten hem de oynayan marina de van, kadın bedenine dair şok edici ama felsefi bir soru yöneltiyor: sahip olduğumuz beden, gerçekten bizim mi? rahatsız edici olduğu kadar düşündürücü bir deneyim. jeune femme/ montparnasse bienvenüe (2017, leonor serraille) ilişkisini kaybeden ve paris sokaklarında başıboş dolaşan paula'nın hikayesi. laetitia dosch'un enerjik ve umutsuz
Reklam
Reklam