Cemil Meriç'in 1955 yılında görme yetisini kaybetmesiyle başlıyor Jurnal serüveni....Kendisini çaresiz, kimsesiz ve yalnız hisseden yazarın kelimeleri yalnız kendi dünyasını aydınlatmakla kalmıyor tüm insanlığa Işık oluyor. Aralıklarla olsa da bu çabasını yirmi dokuz yıl sürdürürerek birinci cildi 1955-1965 yılları, ikinci cildi 1965-1983 yılları arasında tamamlıyor.
Sadece bir günlük demek çok büyük bir halsızlık olur. Çünkü bu kitapta her şey mevcut...
Meriç, “Jurnal”ine okuduklarını, acılarını, ıstıraplarını, ihtiraslarını, aşklarını, özlemlerini, hayallerini, umutlarını ve umutsuzluklarını adeta nakış nakış işliyor. Kimseyle paylaşamadığı iç dünyasını döküyor satır aralarına. Kimi zaman kendisini yargılıyor, kimi zaman canını sıkan olayları ve insanları...Tarihi, edebiyat, sanat, sosyoloji, felsefe Sayın Meriç'in kaleme aldığı satırların temelini oluşturuyor. Ona göre gerçek yazar fildişi kulede süslü mısralar arayan sanat zübbesi değil bir kavga adamı olmaktır... Nitekim düşünce dünyası ve yazdığı kitaplarda bu kavga hep var. Gerçek bir dava adamı. Çok büyük bir mütefekkir. Hem okumak, hem yazmak hem de bu kadar alana hakim olmak... Aklım nutkum tutuluyor her okuduğumda...
Gerçekten de Jurnal’de çocukluğundan itibaren kendini yetiştirmiş bir entelektüelin çektiği acı ve ıstıraplarının yanında, yetiştiği aile ortamı ve sosyal çevrenin izlerini de bulmak mümkün. Kişiliğinin, kimliğinin, huy ve mizacının nasıl şekillendiğine şahit oluyorsunuz. Büyük mütefekkir Cemil Meriç'in aynı zamanda büyük bir gönül adamı olduğunu da duygu yüklü satırlarını okurken anlıyorsunuz. Diğer kitaplarından farklı olarak o yoğun duygular çok net içinize işliyor.
Batı’dan Doğu’ya etkilendiği ve eleştirdiği şairlerin, yazarların, sanatçıların, büyük filozof ve sosyologların