“Boş zamanım yok ki kitap okuyayım, diyenlere benim yanıtım hep şöyle oldu: Zaman denilen şey çanak çömlek değil ki boşu dolusu olsun! Zaman, yaşanılan bir süreçtir. O süreci nasıl değerlendireceğimiz, bize bağlıdır; boşaltırız da doldururuz da. Akıp giden zamanın en dolu olanı, okuyarak harcanan değil okuyarak çoğaltılan zamandır. Okumadan, düşünmeden, öğrenmeden geçen bir ömür gerçekten yaşanmış sayılamaz. "Connais toi toi même” yani "Kendi kendini tanı." Sokrat'a atfedilen bu deyiş aslında ünlü filozof için de bir alıntı. Delphi Tapınağı'nın ön cephesinde yer alan bu sözün ilk kim tarafından ifade edildiği ise bilinmiyor.”
Alıntı
ADIN BURDA YASAKLIDIR
Adın burda yasaklıdır Ahımsın eyvahımsın Bu kalp sana saklıdır Şahımsın, sultanımsın Ateş beni yakarsa Külümden savrulansın Testi düşer dizine Suya adı yazılansın Güneş küserse bize Hep karanlıklardasın Romada Sezarım’sın Babilde mezarımsın Piramitler ötesinden Sen hep Mısırımdasın Aynaların sırrısın Benim sırlarımdasın Örümcekler ağ yapmış Gönül dağlarındasın Omuzlarımda yazıcı Meleklerin affısın Kendimle çelişirim Sevabım günahımsın Vaftizin şarabısın Rakıma şamamasın Siyah bir mum yakarım Sen o şamdanlardasın Sanki bi kaçıştasın Saki akşamlardasın Sahi başkasındasın Ve dahi burda varsın Okyanusta karada
Şiir
Reklam
HALİKARNAS BALIKÇISI ve SAİT FAİK...
Sait Faik’in Bilgi Yayınevi tarafından neşredilen ve 3. Basımını Aralık 1993’te yapan, hikâye, deneme ve mektuplarının derlemesinden oluşmuş “SEVGİLİYE MEKTUP” adlı kitabının 125. sayfasındaki “Yeditepe Üzerine” başlıklı yazısından anlıyoruz ki, bir zamanlar onun, Halikarnas Balıkçısı imzasıyla yazan Cevat Şakir Kabaağaçlı’yı taklid ettiği dedikodusu yayılmış ve Sait Faik de bahsi geçen yazısında bu dedikoduya ateş püskürüyor. Ahmed Kabaklı da, “Türk Edebiyatı” adlı eserinin 3. cildinde Halikarnas Balıkçısı’nı incelerken, denizi ve denizcilerin hayatını anlatma noktasında, onun ilhâm verdiği yazarlar arasında Sait Faik’in adını da sayar. Büyük Doğu’nun “yeni olan terkiptir” hükmü gereği, bizler Sait Faik’in, Halikarnas Balıkçısı’nın yolundan gittiği şeklindeki bir iddiayı her iki yazara karşı haksızlık olarak kabul ediyor ve onların sanatlarını inşâ ettikleri altyapıyı yeterince tanımamaya bağlıyoruz. Önce bu iki yazar hakkında kısa bilgiler: SAİT FAİK: Varlıklı bir ailenin çocuğudur. Ömrü boyunca yazı yazmak dışında hiçbir iş yapmamış, başıboş, avâre bir hayat sürmüştür. Kâh insanlardan kaçmış, kâh en bayağı insanlarla dostluk kurmuş, gününü gün etmek için fırsat aramıştır. Denize, balıkçılığa ve alkole düşkündür. Bir hikâye yazabilmek için, bazen bir sokak çocuğunun arkasında saatlerce yol yürüdüğü söylenir. İstanbul’da yaşadığı başıboş günlerinde karşılaştıklarını, hissettiklerini, görüp duyduklarını ve hayâlini kurduğu şeyleri yazmıştır. Yazılarında merkez kendisidir ama özellikle adalardaki insanlar, balıkçılıkla uğraşanlar, işsiz güçsüz insanlar, sarhoşlar ve hırsızlar, kimsesiz çocuklar, tabiatın ruhunda uyandırdığı güzellikler belli başlı kahramanları ve mevzularıdır. HALİKARNAS BALIKÇISI: Asıl adı Cevat Şakir Kabaağaçlı’dır. Baba katili olduğu
Halikarnas Balıkçısı
Her Gün Bir Özlü Söz
"Dünyada her şeye değer biçmek mümkündür, fakat öğretmenin eserine asla değer biçilemez..." Sokrat
DİN ve MİTOLOJİNİN GÜCÜ...
(Mitoloji, felsefe, din) Bu mevzularda konuşmak zordur. Çünkü mitoloji güçlüdür. Onu fikirle, ilimle alt edemezsin. Eğer bu mümkün olsaydı, Sokrat mitolojinin bir kurbanı değil, son vericisi olurdu. Tüm felsefeler mitolojileri karşısında mağlup oldu, onları sadece semavî dinler ortadan kaldırabildi. Bir mit, akıl ölçeğinde ne kadar saçma olursa olsun, insanların ruhundan kolayca sökülüp atılamaz. Hattâ belki de gücünü bizzat saçmalığından alır. Hiç kimse bağlandığım şey saçma diye ondan vazgeçmez. Sadece daha güçlü bir inanç, daha büyük bir bağlılık, bir miti tahtından edebilir. Hakiki din karşısında mit, insana nazaran maymun gibi kalır. Vikinglerin Valhala inancı ve bu inanç uğruna yaptıkları, dışarıdan bakınca saçma sapandı. Fakat bu onlara saçma gibi gelmiyordu; bilakis hayatın anlamıydı. Bu mitoloji ancak Hristiyanlık gibi büyük bir mânâya boyun eğebilirdi; tabii, domuz ve şarap gibi alışkanlıklara dokunmamak kaydıyla... Bu söylediğimi kemalizm yönünden de test edebilirsiniz. Onun karşısına fikir ve ilimle çıkarsanız, ondan pek bir şey koparamazsınız. Onu sadece değerler düzenindeki radikal bir değişim alt edebilir. İslâmî ilimler içindeki mitolojik (İsrailiyat ve Arabiyat) unsurlar için de aynı şey geçerlidir. Ben burada neremi paralarsam paralayayım, bir yere varamayız. Ama bir gün bir rüzgâr eser, tablo tersyüz olur, o zaman başka şeyler konuşuruz. O yüzden ben şimdilik keseyim. Madem bu mevzuda konuşmak zor, halbuki benim de konuşacak başka mevzuum yok, görevim bu, o hâlde bu işi uzun bir süre, kim bilir bir bir başkası yeniden ele alıncaya kadar susturmak, en iyisi. Bir gün hiç şüphesiz bu ihtiyaç Müslüman münevverler arasında daha fazla hissedilir olacaktır. -Selim Gürselgil, "Din ve Mitolojinin Gücü", x.com/gurselgil, 1
Mitoloji ve insanlık
İslâm kültüründeki benzerliği açısından;
Empedokles'in, tıpkı Sokrat gibi açığa vurduğu ve değindiği "insanın içindeki demon" deyimi İslam kültüründeki "Nefs" kavramı ile özdeşir. Fakat bazı farklar vardır; Daimonion (demon) = daha çok vicdan/sezgi. Nefs = daha çok arzu, ego ve içsel mücadele alanı. Ancak bu özdeşleşme, aslında Sokrates’in ve Empedokles'in“ söz ettiği demon”u, İslâm’da: “vicdan” veya “kalbe doğan ilham” kavramlarına daha yakın durur, nefs’e değil.

♡ Batu ♡

@Kendikendine1okur
·
Demon / Nefs kavramlarının minik benzerliği;
Empedokles'in Katharmoi'de açığa vurduğu gibi, insanın içindeki demon'un manevi gerçekliğinin gayet iyi farkındadır. Not: Katharmoi (Arınmalar) = Empedokles'in (Purifications) adlı eseri, onun felsefesinin mistik ve dini yönünü anlatan şiiridir.
Sayfa 242·Kitabı okudu
Reklam
Reklam