• Kitap üç bölümden oluşuyor.
    1 - Aşk Hakkında Her Şey,
    Birinci bölümde yazar, bugüne kadar aşk hakkında yazılan birçok şeyi reddederek bambaşka şeyler anlatıyor. Örnek verecek olursak, 'Allah aşkı yoktur!' diyerek bilinen kalıpların ötesine geçip yepyeni bir tartışma başlatıyor. İlginç olansa tartışma konusu değil, tartışmanın başladığı anda yazarın lehine sonuçlanıyor olmasıdır; çünkü dünyanın en akıllı insanı kıvrak zekâsı ve usta kalemiyle konuyu kendine has üslubu çerçevesinde akıl almaz bir noktaya taşıyor. 

    Sokrat, Eflatun, Aristo gibi ünlü filozofların kadın ve aşk konusundaki gaflarına da değinen Demirkıran, Arthur Schopenhauer'dan Nietzsche'ye, Dimaşklı Yuhanna'dan Aziz Jerome'a, Magdeburg'lu Mathilde'den Chritine Ebner'e, Büyük İskender'den Napolyon'a, Şeyh Bedrettin'den Hallac-ı Mansur'a, Mimar Sinan'dan Fuzuli'ye kadar tarihe damgasını vuran birçok insanın bilinmeyen yönlerini açığa çıkarıyor. 

    2 - Evlilik Hakkında Her Şey,
    Yazar kitabın bu bölümünden evli erkeklerin eşlerini arabalarıyla, evli kadınların da kocalarını dantelli havlularıyla aldattığına işaret ediyor mesela.
    Evlilik konusuna derinlemesine bir bakışla yaklaşan Erdal Demirkıran, eşlerin kendilerini sorgulamasını sağlayacak ifadeleriyle dikkat çekiyor. Yazar kitabının bu bölümünde 'sadece erkekler okusun!' ve 'sadece kadınlar okusun!' diye iki başlık atmış ve bu başlıkların altını ilginç tavsiyelerle doldurmuş. Demirkıran'a göre kitabın bu bölümü birçok evliliği kurtaracak ilginç bir içerik taşıyor. 

    3 - Cehennem Hakkında Bazı Şeyler,
    Zihinde oluşturulabilen bir Cehennem'den bahsediyor dünyanın en akıllı insanı. 'Canını sıkan kim varsa yolla bu Cehennem'e ve kurtul!' diyor yazar kitabın bu bölümünde. Ve bölümün sonunda 'Bağır Taşı Üzerine' başlığıyla kaleme aldığı yazıyla, kitabın köşesinde okuruna sunduğu 'Bağır Taşı' hakkında bir açıklama yapan Demirkıran, bu taşın ne anlama geldiğini ve nasıl kullanılacağını da özetliyor.
  • Sözün kısası, nereye bakarsak kibirli insan tablolarına rastlarız, bunlar kendilerini üstünlük amacına götürecek yolda hangi araçları seçeceklerini bir türlü kestiremezler. Kibrin dışarıya aksettirilmesi pek de hoş karşılanmayacağından, eğer zeki insanlarsa ve kendileriyle toplum arasındaki, o inkar ettikleri mesafenin de farkındaysalar kibirlerinin dışarıdan fark edilmemesi için her türlü yola başvurular. Böylelikle dışarıdan son derece alçakgönüllü duran, kibirli olmadıklarını göstermek için giyim kuşamlarını ihmal eden insanlar ortaya çıkar. Sokrat'ın eski ve yırtık pırtık giyisileriyle kürsüye çıkan bir konuşmacıya şöyle seslendiği söylenir: "Atinalı genç adam, kıyafetindeki her sökükten kibrin taşıyor dışarı!"
  • İmam-ı Azam İslam'ın sokrat'ıdır.

    Yaşar Nuri Öztürk
  • Platon’un Şölen adıyla çevrilmiş olan Symposion’u (Symposium) gerçekten tam bir sevgi ve aşk şölenidir. Platon Şölen’de sevgi ve aşk üstüne konuşturur kahramanlarını. Pausanias sözü alıyor: “Ne yaparsak yapalım, yaptığımız iş kendiliğinden ne güzeldir, ne de çirkin... Güzellik bunların yapılış yolundan doğar. Bunları güzel, doğru dürüst yaparsak, güzel olur, yapmazsak, çirkin olur. Sevmekte de öyle: Güzel olan, övülmeye değen her sevgi değil, bizi Sevginin güzeline yönelten Sevgidir... Düşkün dediğimiz, orta malı Sevgiye düşen, candan çok bedeni seven adamdır. Bu Sevgi uzun sürmez, çünkü sevilen şey sürekli değildir. Asıl sevdiği şey, sevgilinin bedeni bir çiçek gibi solar solmaz, sözler, antlarla birlikte Sevgi de uçar gider. Bir insanı, içi güzel diye, seven ise, ömür boyu sever, çünkü sürekli bir şeye bağlanmıştır. İşte bizim geleneğimizin istediği bu sevililerin birbirini en iyi, en güzel biçimde denemesi, kötü arzulardan kaçıp, iyi arzulara uymalarıdır. Onun için kimine koş, kimine kaç der, bu yarışmada sevenin de, sevilenin de iyi cinsten mi, kötü cinsten mi olduklarına bakarız. Yine bunun içindir ki, çabuk ele geçirmeyi ayıp sayar, aradan bir zaman geçmesini isteriz, çünkü çoğu kez, denemeye en iyi fırsat veren budur... Seven bir insanın her türlü köleliğe katlanması, onu küçük düşürmez, ayıp sayılmaz demiştik ya, bu gönüllü köleliğin de gerçekten utanılmayacak biricik şekli erdem uğrna köleliktir. İnsan kendini birine kul köle ederken, onunla daha üstün bir bilgiye, daha üstün bir erdeme ulaşacağına inanıyorsa, hiçbir küçülme yoktur...”

    Aristophanes ise eskiden insan soyunun Androgynos denilen her iki cinsi de içine olan bir üçüncü çeşidi olduğunu, Zeus’un bunları ikiye bölmesi ve şekil vermesi ile şimdiki cinslerin ortaya çıktığını anlatır. “İnsanın yapısı böylece ikileşince, her yarı öbür yarısını özleyip, üstüne atlıyor, kollarını birbirine sarıp, yeniden bir bütün haline gelmek arzusuyla kucaklaşıyor... Demek ki insanın kendi benzerine duyduğu sevgi, çok eski bir zamandan kalmadır, Sevgi, bizim ilk yapımızı yeniden kuruyor, iki varlığı bir tek varlık haline getiriyor, kısacası insanın yaradılışındaki bir derde deva oluyor... Bütün ömürlerini bir arada geçiren bu insanlar birbirlerinden ne istediklerini anlatamazlar size. Kimse diyemez ki, onları bu kadar çoşkunlukla birleştiren zevk sadece bir cinsel arzu ortaklığıdır. Bu iki candan her birinin aradığı bambaşka bir şeydir, istediklerini duyar, sezer de anlatamazlar... Bu neden böyledir? Dediğim gibi, biz aslında bir bütündük de ondan. Sevgi dediğimiz şey yaradışımızdaki bütünlüğü arzulamak, aramaktır.” Burada anlatılan kavramın karşılığı günümüzde ruhikizi'dir.

    Platon en son sözü, Sokrat ve Mantineia’lı yabancı kadın Diotima’ya vererek, Sevginin diğerlerinin söylediğini gibi ne güzel, zengin ne de bilge olmadığını söyletir. Arzulamak biz de olmayanı istemekse eğer ve biz güzel olanı, bilge olanı, iyi olanı seviyorsak Sevgi güzel de değildir, bilge de. İkisinin ortasında bir şeydir. “Bilgi ve bilgisizliğin de ortasındadır. Bakın niçin: Tanrıların hiçbiri bilgeyle uğraşmaz, bilgeliğe özenmez (çünkü, zaten bilgedir); bilgeliğe ermiş bir insan da artık bilgiyle uğraşmaz; bilgisizler de öyle, ne bilgiyle uğraşırlar, ne bilge olmaya özenirler. Bilgisizlik neden kötüdür? Cahil kişi güzellikten, iyilikten, akıldan yoksunken, hepsini kendisine toplamış sanır da ondan... En geniş anlamıyla sevgi, her iyi olanı ve bizi mutlu edeni arzulamaktır... Ben derim ki, sevmek, ne yarımı aramaktır, ne de bütünü, dostum, eğer bu yarım, bu bütün iyi şeyler değilse. İnsanlar kötü gördükleri yeri, kendi elleri ayakları da olsa, kesmeye razı olmuyorlar mı? Demek ki insan, mutlaka kendinden olan bir şeye bağlanmaz, ama her iyi olan şeyi kendi öz malımız, her kötü olanı da yabancımız sayarsak, o başka. Her ne olursa olsun, insanlar iyiden başkasını sevmezler... Yaratma gücüyle yüklü bir varlık, güzele yanaştı mı, ferahlar, genişler, sevinçten taşar, doğurur ve çoğalır... Sevgi senin sandığın gibi güzelin sevgisi değilmiş... Doğurmanın, güzel içinde yaratmanın sevgisi...

    Bedenlerinde bereket taşıyanlar daha çok kadınlardan yana gider; onların sevme yolu, çocuk üreterek ölümsüzlüğü sağlamaktır. Adlarını yaşatarak, gelecek bütün zamanlar boyunca mutluluğa ereceklerini sanırlar. Ama canlarında bereket olanlara gelince; -çünkü böyleleri de var- onlar, bedenden çok daha bol verirler can ürünlerini. Nedir canın ürünleri? Düşünce ve daha ne varsa. İşte bütün yaratıcı şairler ve sanatlarına yenilik getiren işçiler bu canı bereketli insanlardır. Düşüncenin en güzel, en üstün şekli küçük, büyük insan topluluklarının düzenini kuran düşüncelerdir: Ona da ölçü ve doğruluk derler. Bu insanlardan biri ta genç yaşından beri içinde bu değerlerin tohumunu bir tanrı gibi taşıyorsa, olgunluk çağında canı doğurmak, yaratmak arzusuyla yanar. İşte asıl o zaman bence sağa sola başvurup, hangi güzellik içinde doğuracağını araştırır. Çirkinlik içinde doğuramaz hiçbir zaman. Bu arzuyla yüklü oldukça, çirkin bedenlerden çok, güzel bedenlere yönelir, onlar arasında güzel, cömert, soylu bir cana da rastladı mı, bu iki güzelliğe birden vurulur, böyle bir varlık karşısında dili çözülüp, ona erdemi, iyi insanın nasıl olacağını, neler yapacağını anlatır, kısacası onu geliştirmeye çalışır. Güzelle düşüp kalkma, ona çoktan beri canında taşıdığı tohumu geliştirmek, filizlendirmek olanağını verir; yanında, uzağında hep onu düşünür, aralarında doğan birlik, baba ile çocukları arasındaki bağdan, sevgiden çok daha üstün, çok daha güçlüdür, çünkü o ikisi, daha güzel, daha ölmez varlıklar yaratmak üzere birleşmişlerdir.... Dinle beni şimdi: Sırlara yolunca ermek isteyenin daha genç yaşında güzel bedenleri araması gerek. Onu yola koyan, doğru yola koymuşsa, ilkin bir tek insanı sever ve ona söyleyecek güzel sözler bulur. Sonra anlar ki, şu bedende gördüğü güzellik her bedeninkinin eşi, kardeşidir; görüş güzelliğini arayan için bütün bedenlerdeki güzelliği bir tek şey saymamak delilik olur. Bunu iyice anladı mı, bütün güzel bedenleri sever, bir tekine olan düşkünlüğü küçümser, hiçe sayar. Bundan sonra yapacağı şey, can güzelliğini beden güzelliğinden üstün görmektir. Değerli bir can, bedendeki pırıltısı sönük de olsa, sevgisini coşturmaya yetmeli; ona kendini verip, gençlerin yükselmesi için söylenecek en güzel düşünceleri aramalı, bulmalıdır. Böylece güzelliği ister istemez yaşayış, davranış yollarında görecek, hepsindeki güzelliğin aslında hep aynı güzellik olduğunu gfark edecek ve böylece beden güzeliğine fazlaca kapılmamayı öğrenecek. Davranış, yaşayış yollarından bilimlerre geçip, onlardaki güzelliği de görecek. Gözleri böylece daha geniş bir güzele erdiği zaman, artık bir tek varlığa bağlanmayacak, bir delikanlının kim olursa olsun herhangi adamın, şu ya da bu davranışın kulu kölesi olup, incir çekirdeği doldurmaz laflar etmeyecek.... Bu dünyanın güzelliklerinden başlayacaksın, hiç durmadan basamak basamak yüce güzelliğe yükseleceksin, bir güzel bedenden ikisine, ikisinden bütün güzel bedenlere, sonra güzel bedenlerden güzel işlere, güzel işlerden güzel bilgilere, güzel bilgilerden de sonunda bir tek bilgiye varacaksın. Bu bilgi de o tek başına var olan salt güzelliğe varmaktan, asıl güzelin özünü tanımaktan başka bir şey değildir. İnsanın salt güzellikle karşı karşıya geldiği an yok mu, sevgili Sokrates, işte yalnız o an için insan hayatı yaşanmaya değer!... Düşün ne olur, bir görebilirse insan güzelliğin kendini her şeyden soyunmuş, arınmış, katıksız! İnsanın tenine, bedenine, rengine daha bir sürü ıvır zıvırına bulanmış güzelliği değil, bir tek görünüşüyle tanrı güzelliğini! Böyle bir güzelliğe gözlerini kaldırıp bakmanın, onunla kaynaşmanın yolunu bulanın hayatını küçümseyebilr misin? Ancak orada güzeli yalnız güzeli gözecek gözle bakan erdem taslakları değil, gerçek erdemler yaratabilir: Çünkü taslaklara değil, gerçeğin ta kendisine bağlanmıştır. Yalnız gerçek erdemi yaratan ve besleyen tanrının sevdiği bir insan olabilir, yalnız o insanlar arasında bir insanın erebileceği ölümsüzlüğe erer.” Alkibiades Sokrat’ı övücü şeyler söyler onu göklere çıkarır. Bunun üzerine Sokrat şöyle der: “Sevgili Alkibiades, benim için söylediklerin doğru ise, gerçekten seni daha iyi etme gücü varsa bende, giriştiğin işte yaya kalmayacağa benzersin. Anlaşılan, senin beden güzelliğinin çok üstünde, yaman bir güzellik görüyorsun bende. Bundan ötürü benimle alışverişe girmek, güzellik verip güzellik almak istiyorsun, bu işte senin kazancın benimkinden çok fazla olacak diye düşünüyorsun. Güzelliğin görünüşünü verip, kendini almakla altına karşı bakır vermiş olacaksın. Ama, iki gözüm, biraz daha iyi düşün, benim hiçliğimi bir değer sanmış olabilirsin. Düşüncenin gözü ne zaman iyi görmeye başlar: Gözlerimiz keskinliğini yitirince. Senin o hale gelmene daha çok var.”
  • Söz
    Söylediklerinizi duyurmak için kimseyi kolundan tutmayınız ; Zira insanlar sizi dinlemeye arzulu değillerse, onları tutacak yerde çenenizi tutmanız daha hayırlıdır.
    Chesterfield

    Eğer biri çıkar da bir kimsenin senin hakkında fena söz söylediğini iddia ederse, ona şu cevabı ver: "Hakkımda bunu söyleyen hiç şüphesiz başka kusurlarımı bilmiyormuş. Zira bilseydi sadece bunu söylemekle kalmazdı."
    Epiktetos

    Yeşillikler toprağın çirkinliğini kapattığı gibi tatlı sözler de insanın bir çok kusurlarını örter.
    Sokrat

    Bir söz ağzınızdan çıkmadan sizin esirinizdir. Ağzınızdan çıkarsa artık siz ona tabisiniz.
    Arap Atasözü

    Küçük adam, söyledikçe küçülmeye mahkum olur.
    M. Cemal Kuntay

    Başkalarının konuştuğunu gizlice dinleyen kendi ayıbını işitir.
    İngiliz Atasösü

    Dinlemesi gereken insanın, konuşması kadar korkunç ne vardır?
    A .Bierce

    Sus, yahut öyle konuş ki, karşındakiler susmadığına memnun olsun.

    Boşboğazı cehenneme atmışlar, odunlar yaş diye bağırmış.

    İnsan susmasını bilmiyorsa, sükuttan daha değerli şeyler söyleyebilmelidir.
    Dideret

    Söylemediğin sözü söyleyebilirsin, fakat söylediğini gizleyemezsin.
    FERİDEDDİN ATTAR

    Konuşma, insanın akıl ve zekasını kullanması sanatıdır.
    Plato

    Söz söyleme sanatı söylenecek sözü söyleyip susmaktır.
    Montaigne

    Susmak, dayanilmasi çok güç bir yanıttır.

    insanlar, yalnızca anladıkları konularda konuşsalardı, dünyadaki sessizlik dayanılmaz olurdu.
    Max Lemer

    Söz kalpten çıkarsa kalbe kadar ulaşır. Dilden çıkarsa kulaktan ileriye gitmez.

    Konuşmak ihtiyaç olabilir ama susmak bir sanattır.
    Goethe

    Söz ola kestire başı, Söz ola kestire savaşı, Söz ola ağulu aşı, Bal ile yağ eder bir söz. YUNUS EMRE
    Yunus Emre

    İnsanoğluna konuşmayı öğrenebilmesi için iki yıl, dilini tutmasını öğrenebilmesi için altmış yıl gereklidir.
    Resul Hamzatov

    Akıllı konuşur, çünkü onun söylemek istedikleri vardır; Aptal da konuşur,zira kendinin bir şeyler söylemek mecburiyetinde olduğunu sanır.
    Platon

    Sesini değil, sözünü yükselt. Yağmurlardır yaprakları büyüten, gök gürültüleri değil.
    Mevlana

    Dünyanın yarısı söyleyecek birşeyi olan ama söyleyemeyen, öteki yarısı da söyleyecek birşeyi olmayan ama durmadan konuşan insanlardan oluşur.
    Robert Frost

    Ne söyleyeyim diye başta düşünmek, niçin söyledim diye sonunda pişman olmaktan iyidir!
    Sadi
  • Ikbal'in insanlığa en büyük mesajı şudur: İsa gibi bir gönlünüz, Sokrat gibi bir düşünceniz ve Kayser gibi bir eliniz olsun !
    Ali Şeriati
    Sayfa 37 - Fecr Yayınevi
  • Çünkü insan olmak,-eğer hayvan olmaktan bir farkı varsa o da onur, şeref,haysiyet,hakkaniyet,insaf ve ahlak sahibi olmaktır.Hemcinsinin derdiyle hemdert olmaktır.Korku ve hazz saiki ile ilişkiye yönelmek hayvanların ayırt edici özelliğidir.Özetle sorun, doymuş bir domuz olmayı mı tercih etmek, yoksa onurlu bir sokrat olmayı mı tercih etmektedir.