8/10
·170 syf.··
2026 19. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 28 Mayıs 2026 00:00
Eski ismi Zangirt yeni ismi Bilge olan bir köy. Tarih 04.05.2009 saat 20:30-21:00 civarı.Olay nişan törenin silahla basılması çocuk,kadın(3'ü hamile ) ve erkek 44 kişinin öldürülmesi. Yani kitlesel cinayet kısaca katliam. Bu kitap HEGEM (Hayatboyu Eğitim Gelişim Derneği ) Mardin Raporu. Kapsamlı bir çalışma. Bu konu ile ilgili çeşitli kişi ve kuruluşların görüşüne başvurulduğu gibi başka kuruluşların hazırladığı raporlardan da alıntılar yapılmıştır. Şiddet sosyolojisi türüne yakın olduğunu düşündüğüm bu kapsamlı çalışmayı bu tür alana,konulara ilgi duyanlara öneririm.
Bilge Köyü OlayıAdem Solak · Hegem Yayınları · 20095 okunma
9/10
·110 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
·
109 günde okudu
·
Okunma: 24 Mayıs 2026 19:16
Bir sabah uyandığında varlığını birinin eşi olarak değil, kendisi olarak görmek isteyen Marianne’in pek çok insan tarafından yaşanmış veya yaşanabilecek alelade bir öyküsü Solak Kadın. Bir kadının yalnız kalmak istemesi, hayatını kendi imkanları ve becerileri çerçevesince idame ettirmeye çalışması, annelik görevinden daha fazlası olduğunu ama yine de dengeyi bulma gayreti, yeri geldiğinde boşvermişliği, kendi kendine konuşuyor olması ve diğer pek çok davranışı diğerleri tarafından yargılanıyor ve kendi hemcinsleri tarafından bile destek görmüyorken gösterdiği sessiz bir direniş aslında bu kitap. Yazar Peter Handke ‘nin senarist bir kimliğinin de var olması dolayısıyla kitap bir sanat filmi izlermiş gibi tat veriyor, ki Handke aynı adla Solak Kadın’ın filmine de yönetmenlik yapmış. İzlenmesinin kitabı daha anlamlı kılacağını düşünerek izlemek için de sabırsızlanıyorum. Kitabın Marianne karakteri bana Wong Kar-Wai filmlerinin özgün kadın karakterleri ile Kieslowski’nin Three Colours: Blue filminin Julie’sinin bir karışımı gibi hissettirdi. Ya da öyle olmasa bile en azından ben bu bağlantıları kurarak Marianne’in zihnine ulaşmaya çalıştım. Kadının bireysel direnişinin yüksek tempolarda olmak zorunda olmadığını, sıradan bir yaşam tarzıyla bile değişiklik yaratabileceğini hatırlatan bu kitap sayfa sayısının azlığıyla da birlikte okunmalıdır bence. İyi okumalar.
1000Kitap
Solak KadınPeter Handke · Metis Yayınları · 2000729 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
6/10
·110 syf.··
2025 99. kitabı
Solak Kadın, Peter Handke’nin en sade görünen ama en huzursuz edici metinlerinden biri olarak lanse ediliyor. Handke, uzun zamandır okumaktan kaçındığım bir isim ve nedeni de şu; 1990'lardaki Yugoslavya Savaşları sırasında Slobodan Miloşeviç'e ve Sırp milliyetçiliğine verdiği açık destek, Srebrenitsa soykırımını reddeden açıklamaları ve savaş suçlularını savunması nedeniyle "faşist" ve "soykırım inkarcısı" olarak kendisinden hazzetmiyorum. Marianne, isimli ana karakter, bir gün ansızın kocasına artık onunla yaşamak istemediğini söylüyor ve yalnız kalmayı seçtiğini söylüyor. Olay bu kadar basit. Handke burada dramatik patlamalardan özellikle kaçınıyor. Ne büyük kavgalar var ne de açıklayıcı yüzleşmeler. Yakın zamanda okuduğum "Daha Küçük Bir Gökyüzü"nün kahramanı olan 45 yaşındaki Arthur Geary gibi... Marianne’in neden böyle bir karar aldığı hiçbir zaman tam olarak netleşmiyor. Bu belirsizlik, romanın en güçlü ama aynı zamanda en zorlayıcı tarafı. Çünkü okur olarak sürekli bir “neden?” arıyorsun ama yazar sana bunu vermiyor. Romanın dili aşırı sade, hatta yer yer mekanik. Duygular açık açık ifade edilmiyor; daha çok davranışların arasına saklanmış. Marianne’in gündelik hayatı—evde oturması, çocuğuyla ilişkisi, dışarı çıkışı—hep mesafeli bir gözle anlatılıyor. Bu mesafe bazı okurlar için büyük bir problem olabilir. Çünkü Marianne’le empati kurmak kolay değil. Herkesle empati kurmaya çalışmanın farkında olunmaması da bir hastalık ve bu yüzden ana karakteri olduğu gibi kabul etmeyi seçtim; sorgulamadan! Onun yalnızlığı bir “özgürleşme” mi yoksa bir tür donukluk mu, emin olamadım ama. Solak Kadın, modern yalnızlık ve bireysel özgürlük üzerine çok ince bir metin. Gürültüsüz, iddiasız ama altı dolu. Sessiz, sakin ama meramı olan bir roman. Sevdiniz mi? Düşüncelerinizi merak
Solak KadınPeter Handke · Metis Yayınları · 2000729 okunma
9/10
·336 syf.··
2026 16. kitabı
Komiser Muharrem, uzun zamandır genelevde çalışan kadınları şişleyerek öldüren katilin peşindedir. Muharrem kendini has yöntemle ve amirlerinden habersiz bu işin peşindeydi. Katili yakalayan Muharrem üstlerinden büyük övgü ve terfi alacağını düşünürken onu Konya'ya sürerler. Muharrem bu sürgünü hakedip haketmediğini düşünerek Konya'ya doğru yola çıkar.Bu süreçte bizde Hanzade ve Ligor ile tanışmak için cezaevine gidiyoruz. Varlıklı bir ailenin kızı olan güzeller güzeli Hanzade, bir gün katıldığı bir davette hayatının kabus dolu gününü yaşar.Evli ve nüfuslu biri tarafından bir davette tecavüze uğrar. Adamı öldürür ve cezaevine gönderilir. Hanzade’nin bu tecavüzden bir bebeği olur, ailesi Hanzade’ye sırtını döner ve öldürdüğü adamın karısı tarafından cezaevinde bile rahat bırakılmaz. Hanzade için kabus dolu günler böylelikle başlar. Osmanlı'nın ilk kadın mafya ağası yapar. Evet bir kadının başına daha neler gelebilir diyorsunuz değil mi? Bitmedi hadi devam edelim. Solak Ligor lakabı ile tanınan bir kabadayı olan Ligor ve Hanzade’nin yolları cezaevinde kesişir. Cezaları bitip dışarı çıktıklarında kendi çeteleri kurarlar. Hanzade ona kötülüğü dokunan herkesten intikamını alır. Her şey yolunda giderken Hanzade'nin oğlu kaçırılır. Ligor ile Hanzade oğlunun peşine düşer. Bu kovalama Hanzade'nin oğluna tecavüz etmek için toplanan 21 kişiyi balta ile öldürmesi ile sonuçlanır. Bir annenin böyle bir durumda yapabileceği tek şeyi yapıyor. Kendimi asla ama asla Hanonun yerine koyamıyorum, koymak istemiyorum. Bunun olayın üzerine halk ona Baltalı HANO adını takıyor. Bir kadının bu şekilde evrilmesi gerçekten acı verici… Komiser Muharrem Hanzade'nin namı diğer Baltalı Hano'nun peşine düşüyor. Zeki iki insanın düellosu başlıyor. Bir katil ve bir polis bir
Komiser Muharrem Baltalı Hano'nun PeşindeMehmet Işık · Yaka Yayınları · 2023337 okunma
Mezarlık Çocuklarının Ülkesinde "Az"
Puan vermedi·360 syf.·
2026 5. kitabı
Küçük bir kız gibi hissediyorum kendimi. Aslinda belki de on bir yaşındaki bir kiz yazıyor sana bütün bunlari... Her neyse!!! Adının "Az" olmasının aksine; tek bir büyük yara anlatmıyor Günday; birbirine eklemlenen çok sayıda psikolojik ve sosyolojik yarayı üst üste bindiriyor. Çocuk istismarı, Taciz, Şiddet,Cinayet, Cinsellik , Güç, Yoksulluk, Din, Devlet, Aile... İki bölüme ayrılmış romanda iki ayrı Berda karakteri var. Bölümler bilinçli olarak Doğu- Batı sentezi & kadın-erkek ayrımı ile kurgulanmıs. Coğrafya ve kimlik üzerinden, insan eliyle üretilmiş birçok kötülüğü anlatırken,insanın dönüşümünde acının merkezi rolünü, özgürlüğe ulaşmak için hapsedildiğini fark etmenin önemini, menfaatimiz söz konusu olunca etik ve erdem saydığımız şeyleri nasıl elimizden kayıp gittiğini,kutsallarımızı bile unutup normalleştirdiğimiz gibi birçok toplumsal konuyu teşhir etmiş. Böcek metaforu ile başlayan Az'da "böcek" süs olsun diye seçilmiş bir imge değil; kitabın omurgası gibi çalışıyor. Böcek, insanlığın iyilikten düşüşü ile birlikte Berda'nın ve diğer kadınların hikayesine ayna tutuyor. Günday’ın böceğinin kafka'dan farkı; insanlıktan aşağıya, bilinçli ya da yarı bilinçli bir düşüş.Ve gelecek sayfalarda da zaman zaman karşımıza çıkıyor... Beni etkileyen bir diğer metafor da Berda'nin acıları karşısında sık sık dürbünle dünyaya ters baktığı anlar oldu. Acıya bakmak istemiyorsan küçült, sorumluluk ağır geliyorsa uzaklaştır, suç ortaklığın canını yakıyorsa perspektifi boz.Özgurluk ve menfaat-etik çatışmasını anlatacak daha uygun bir durum analizi olabilir miydi? Bilmiyorum... ilk bölümde kadınların verdiği yaşam mücadelesinde; iyilik ve kötülük sentezindeki kırılmalar, ahlakı seçimler ve etik duruşların hayatlarına nasıl yansıdığını anlatmış çokça.Bu trajedik
Alıntı
AzHakan Günday · Doğan Kitap · 201926,9bin okunma
Dil, Sabır ve Direnç: Handke Okumanın Bedeli
6/10
·88 syf.··
2025 659. kitabı
·
14 saatte okudu
·
Okunma: 29 Aralık 2025 11:48
Sırbistan sempatisi ve Bosna Hersek katliamını hafife alan ve soykırımı inkar eden açıklamaları yüzünden Türkiye’de çok sevilmeyen Handke, Nobel ödüllü bir yazar olarak, önemli eserlere imza atmıştır. Handke’nin bu eserini okumak ise hayli güç ve ciddi bir edebiyat birikimi ve sabır gerektiriyor. Klasik anlatı yapısına tamamen sırtını dönen Handke, absürd ögeler barındıran bir eser ortaya koyuyor. Oyun; dil oyunları, kavram karmaşası, iletişim sorunları, yanlış anlamalar, insanların kendilerini tanımlamaları ve algı sorunları gibi meselelere değiniyor. Bir şiirden yola çıkarak yazdığı oyunda dilin, gerçekliğin ve varoluşun nasıl ince bir buz tabakası üzerinde durduğunu göstermeyi hedefler. Mantıksal akışın kasıtlı olarak bozulduğu oyunda, diyaloglar alışkın olduğumuz şekilde nedensellik ilkesini takip etmiyor. Bir sözcük oyunun bağlamı içinde farkı anlamlar kazanabiliyor. Bu da metni okumayı hem güçleştiriyor hem de takip edilmesi zor bir hale getiriyor. Tiyatronun gerçekliği yansıtması gerektiği fikrine karşı çıkan yazar, derin bir anlam arayışı içinde… 1970’lerde New York’ta sergilendiğinde seyircinin protestosu ile karşılaşan oyun, anlatmak istediğini doğrudan söyleyen bir dile sahip değil. Bu yüzden de anlama konusunda okuru da seyirciyi de zorlar. Oyunla ilgili benim aklımda kalan iki önemli nokta var: Bunlardan ilki işi oyun gibi görenlerin mutlu olduğuna yönelik ima. Bu bana hacker etiğini hatırlattı. İkincisi ise sahip olduğumuz şeye karşı duyarsızlaştığımızın ifade edilmesi. “Size karşı duyarsız olmak için size sahip olmam gerekiyor” erkek oyunculardan biri kadın oyuncuya böyle söylüyor… Bu oyun avangard sanatın bir temsili, yenilikçi olması bakımından da dikkat çekici olarak değerlendirilebilir, bir şey diyemem. Şahsi fikrim okunaksız ve zor bir metin…
Konstans Gölü'nden Atla GeçişPeter Handke · Logos Yayınları · 19905 okunma