Mo Ran buna katlandı ve kendini toparlamaya zorladı. Kendine, "Acıtmıyor, acıtmıyor" dedi. Chu Wanning'in ölümünü ilk kez yaşamıyordu. Acıtmıyor. Acıtmıyor... Ama nasıl acıtmasın ki? Chu Wanning onu sırtında taşıyarak üç binden fazla adım sürünmüştü, nasıl acıtmasın ki... Son ruhani enerji rezervlerini tüketmiş, hepsini Mo Ran'a vermişti, nasıl acıtmasın ki... Aynı yarayı kendisi de almıştı, ama öğrencisine yük olmamak için, duygusuz bir ifade takınmış ve kendi başına ayrılmıştı. Nasıl acıtmasın ki...
Halifelik Abdülhamid’in saltanatında dini ve milli kimliklerle ilgili çeşitli meselelerin içinde kırılarak yansıdığı bir prizma görevi gördü. 1876 Anayasası’nın 3. ve 4. maddeleri Osmanlı sultanını “İslam dininin koruyucusu” bir halife olarak tanımlamıştı. Daha önce tartışıldığı üzere, sadece birkaç Arap müellifin sultanın halifelik unvanını talep etmesini meşrulaştıracak yorumlarda bulunmasına rağmen, sultanlık ve halifelik önceki yüzyıllarda Osmanlı dini düzeninde genel olarak birleştirilmişti. Bu kayıtsızlık 19. yüzyılda birçok Müslüman gözlemci Avrupa’nın Ortadoğu’daki emperyal hırslarının sert gerçekliğiyle karşılaşınca değişti. Sultan II. Abdülhamid sadece Osmanlı hanedanının halife olabileceğini iddia eden 16. yüzyılda ortaya atılmış hak talebini uluslararası bir mesele olarak tekrar gündeme getirdi. Dedesi Sultan II. Mahmud ise tam aksine, 1823 Erzurum Antlaşması’na göre halifelik unvanını İran’daki Feth Ali Şah ile paylaşmaya rıza göstermişti. Abdülhamid’in talebine rağmen, ne Fas’taki Sultan Mevlay Hasan ne de Mısır’daki Hıdiv İsmail veya Tahran’daki Nasir el-Din Şah kendisini halife olarak tanıdı. Öte yandan, Avrupa koloni idaresi altında Hindistan, Güneydoğu Asya ve Afrika’da yaşayan Müslümanlar Osmanlı İmparatorluğu’nu kendilerine Avrupalı emperyalistlere karşı yardım etmeye muktedir, ayakta kalan son Müslüman devlet olarak gördükleri için sultanın halifelik unvanını tanıma konusunda daha istekliydiler.
(..)
Öte yansan, Hristiyan orduları ardı ardına Müslüman ülkelerini işgal ettikçe, Abdülhamid’in halifelik iddiasını kabul etme konusundaki tereddüt azaldı. Yine de, Abdülhamid’in halifeliğinin Müslüman geleneğindeki ilk dört halifeninkiyle aynı olmadığına dair genel bir ret de söz konusuydu.
1953'te, Lizbon Belediye Meclisi 69035 sayılı yönetmeliği yayınladı: Kamusal alanlarda ve korularda günbegün karşılaşılan ahlaka ve adabı muaşerete aykırı yasa dışı davranışlarda bir artış gözlenmesi üzerine, polis ve orman korucularının, ahlaka ve adabı muaşerete aykırı davranışlarını hayata geçirmek için gür yeşillikler arayan kişileri sürekli bir gözetime tabi tutması ve onlara şu karşı şu cezaların uygulanmasına karar verilmiştir:
1- El elin üstünde: 2,50 eskudos.
2- El o şeyin üstünde: 15,00 eskudos.
3- O şey elde: 30,00 eskudos.
4- O şey o şeyde: 50,00 eskudos.
5- O şey o şeyin arkasında: 100,00 eskudos.
Son paragraf Dil o şeyde, 150,00 eskudos ceza, hapis ve fotoğraf
Âlimin durumu hâkimin durumu gibidir. Rasûlullah (s.a.v) hüküm verenleri üç gruba ayırmıştır. Hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur.
“Hüküm ehli üç gruptur:1- Bilerek, hak ile hüküm verir. Bu, cennettedir.2- Bile bile haksız hüküm verir.3- Bilmeden haksızlık (ve zulümle) hüküm verir. Bu son ikisi ateştedir." ¹
________________________
¹ Ebu Davud, Akdiyye, 2; İbn Mâce, Ahkâm, 3.
Sayfa 41 - Semerkand Yayıncılık, 3. Baskı, Eylül 2004 (Çev: Yakup Çiçek ve Dilaver Selvi)·Kitabı okuyor
İnsanın kendi acısını bile başkasının cebine para olarak akıttığı bir çağın gönüllü kölesi oldu artık daha ne olsun. Güncel araştırmalara göre dünya nüfusunun %78’i kronik anksiyete ve ontolojik boşluk hissi ile mücadele ederken, global talep simsarları bu psikolojik fenomenleri 4.3 trilyon dolarlık bir pazara dönüştürmüş durumda bile. Son on yılda yapılan longitudinal çalışmalar, bireylerin %65’lik kesimin ruhsal bosluklarını, para harcamayı hızlı çözümle doldurmayı denediğinini ortaya çıkarıyor insan kendi yarasını, kataloglardan seçtiği yara bantlaryla kapatmaya çalışıyor şimdi. Hayallerimizi önce çalıyorlar; sonra posterlere basıp bize geri satıyorlar yani.”