Eşim ilk evladımızı doğurduğunda daha 30’uma gelmemiştim. Hala o geceyi hatırlarım. Bütün geceyi arkadaşlarımla geçirmiştim. O gece, gereksiz konuşmaların olduğu ve arkadaşlarımı güldürmek için çeşitli saçmalıklar yapıyordum. O zamanlar diğer insnaları etkileme ve güldürme gibi ilginç bir yeteneğe sahiptim. Taklit edeceğim insnanın sesine uygun olarak sesimi değiştirebiliyordum. Kimse benim alaylarımdan kaçamazdı, arkadaşlarımla bile alay ederdim. Sonra bazı insanlar zamanla dilimden kurtulmak için benden uzaklaşmaya başladılar.
Tam o gece pazarda dilenen kör bir adamla dalga geçmiştiğimi hatırlarım. Daha da kötüsü ona çelme takarak düşürdüm ve o kör adam ne söylediğini bilmeyerek kafasını sağa sola döndürmeye başladı.
Her zaman ki gibi evime geç saatte döndüm ve karım beni bekliyordu. Eşim korkunç bir durumdaydı ve titrek bir sesle “Raşid… Neredeydin ?” diye sordu. “Marsta olacak halim yok ya, arkadaşlarla beraberdim” diye cevapladım. Oldukça hassas durumda olduğu belli olan ve göz yaşlarını zor tutan eşim; “Raşid, çok fazla yorulmaya başladım ve sanırım evladımız yakında doğacak.” dedi ve sükunet içinde bir gözyaşı yanaklarından süzüldü. O an eşimi ihmal ettiğimi hissettim. Bu zamanlarda dışarılarda gezmek yerine onun yanında olmalıydım çünkü eşim hamileliğinin dokuzuncu ayını doldurmak üzereydi.
Sonra eşimin sancıları başladı ve hiç zaman kaybetmeden onu hastaneye götürdüm. Hemen eşimi doğum odasına aldırlar ve uzun süre acı işçinde o odanın içinde kaldı. Ben dışarıda onun doğum yapmasını bekledim fakat doğum zordu yine de sızana kadar bekledim. En sonunda hastaneye telefon numaramı bırakarak eve gittim iyi haberleri bana söylemelerini istedim. Aradan biraz süre geçtikten sonra hastane çalışanları bana Salim’in doğumunu müjdelediler. Hastaneye geri döndüm ve
Günümüzde Fransız toplumunda çocuk ölümlerinin oran, %8'i geçmez. Beklenen yaşam süresi kadında seksen, erkekte yetmiş ikidir. Bunun yanı sıra özellikle kalp-damar hastalıklarına ve kansere müdahale ederek ölüm eğrisini daha da düşürmek mümkün görünüyor. Fakat bu noktada yaşam kalitesi sorunu bütün ağırlığıyla kendini gösteriyor. Yaşlılarda bunama ya da her dört yaşlıdan birine musallat olan Alzheimer hastalığı konusunda gerçek bir ilerleme kaydedebilmiş değiliz. Yaşlılarımızı Swift'in Gülliver'in Gezileri'nde anlattığı, kulağı duymayıp gözü görmediği halde bir türlü ölemeyen Ölümsüzler'inki gibi acıklı bir son bekliyor olmasın sakın?
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Çocukluk evresinde hastalık tecrübesi de daha seyrek yaşanıyor. Zorunlu sistematik aşılardan dolayı bugünün çocukları ne kızamığı biliyor, ne boğmacayı, ne de kabakulağı. Anneler çocukların balucunda çok daha az zaman geçiriyor. Hastalık tecrübesi böylece giderek seyrelip tam net bilemediğimiz birtakım hastalıklardan kaygı duymaya dönüşerek, bireysel tarihimizde, ömrümüzün son demlerine erteleniyor.
Eğer her insanla paylaştığınız anın, o kişiyle paylaştığınız son an olduğunu düşünürseniz, hiçbir anınız sıradan olmayacaktır.. Her an, son an olarak, size olanca güzelliğini sunacaktır. Her an büyülü bir an olacaktır.
Son zamanlarda gözyaşlarınız olağanın dışında akıyorsa vücudunuz hazmedemediğiniz bir şeyleri dışarı atıyor demektir. Duyup da yutamadıklarınızı, insanların yüzüne tüküre tüküre söylemek yerine sustuklarınızı, hayatınızdan silip atmanız gereken kişilere karşı gösterdiğiniz hüsnükuruntuyu boşaltmaya çalışıyordur.