Kitaba başladığım an, yazarın kurduğu o tekinsiz labirentin içine çekildiğimi hissettim. Adım attığım her sayfada zihnimle oynanan bir oyun, arkamdan fısıldayan bir gölge vardı sanki. Mazzanti, "Gördüğüne asla inanma" derken sadece çarpıcı bir isim seçmemiş, okurun algısıyla kedi fare gibi oynayacağı bir psikolojik savaşın taahhüdünü vermiş. Satır aralarındaki o yoğun şüphe ve tekinsizlik hissi, bir süre sonra odanın havasını değiştirecek kadar gerçeğe dönüştü. Karakterlerin adımlarını takip ederken bir noktada sadece onlardan değil, kendi mantığımdan ve ipuçlarından bile şüphe ederken buldum kendimi; çünkü gerçeklikle illüzyon o kadar kusursuz harmanlanmış ki, en güvendiğiniz köşe bile sizi derin bir uçuruma çıkarabiliyor.
Sayfaları çevirdikçe bir dış göz gibi değil, o karmaşık zihinsel bulmacanın tam ortasında kalmış bir tanık gibi nefes aldım. Kitabın ruhundaki o karanlık, insanı içine çeken girdap ve tempo son ana kadar ritmini hiç düşürmedi. Mazzanti, insan zihninin ne kadar tehlikeli bir dehlize dönüşebileceğini yüzüme çarparken, beni de o dehlizde el yordamıyla çıkış yolu aramaya mahkum etti. Gerçekten de, bazen gözler insana en kusursuz yalanı söylermiş, bunu bu kitapla bir kez daha derinden yaşadım. Eğer zihninizle oynayan, her sayfasında sizi yeniden düşündüren polisiyeleri seviyorsanız, bu kitaba mutlaka bir şans verin.