Vurgun yemiş misali gönlüm, tutuldu aşka, Ciğerimden yanıyorum ben, bu defa başka! Bu yangını benle ölünceye dek yaşasın, varsın! Dünyanın o son günü sen beni arayacaksın!
yüzüğü takarken ağladılar falan ben en son ağladığımda babam dövdüydü it gibi dolanıyom diye
Reklam
Ölüyüz...
"Ağaçların istismarında rüzgarın etkisini sigarayı bırakmayı isterken, son sigaramın elimdeki izine bakarken düşündüm. Her şeyin bir başka etkisini normalleştiren hayatın benim zihnimde yarattığı kimsesizliği evin içerisinde oturarak çıkarıyordum. Aslında hepimiz evlerimizde ölüyüz."
Alıntı
ve burada, böylece yaşanmayan bir ömrün dizinin dibinde otururken insan olamayan varlığım kulaklarımı çekiyor dizini dövüyordu. derin bir iç geçirdi ve “neden böyle yaptın?” diye sordu doğrudan. sesinde sadece merak vardı. kafamda defalarca tınladı tok ses. “neden böyle yaptım?” bir hiç uğruna bana verilen bu hayatı hepten tüketmiştim. seçerek veya seçmeyerek değil, doğrudan doğruya tükettim. ben bunları düşünürken yanı başımdaki varlığım hıçkırmaya başladı. evvelden beri hıçkırık, esneme, hapşırma gibi şeyler yanımda yapılsa rahatlar, karşımdakinin insaniyetini hatırlarım. yine rahatlıyordum ki konuşmaya başladı “sana sorulan hiçbir soruya hakkıyla cevap veremiyorsun. kafanda senden başka herkes yaşıyor, sadece bana orada yer yok. ara sıra sen bile yaşıyorsun. hayat hakkında hiçbir fikrin olmadığı için uslarda belirmekle kimseye faydan olmuyor. sen böyle birisin işte. kodlanmış bir yapay zeka dahi senden daha çok karakter sahibidir. senin kafanda öyle çok insan yaşıyor ki ne zaman hangisi davranacak kestiremiyorsun. seni hiç tanımamak isterdim bu ikindiye kadar. oysa gördüm ki zaten tanımamışım. sen içi bomboş kabuktan başka şey değilsin. üstelik o kabuk bir bukalemun gibi değişip farklı insanları kendine çekiyor. böylesine yalancısın. sen sadece vitrinlik kişilikleri sergileme peşindesin. bir bak, burası senin doğup büyüdüğün ev. her bakışında bomboş bir ömrü gördüğün yer. daha çok pişman olman gerek fakat sen pişmanlığı bile hakkıyla yaşayamazsın. yanındaki insanlar sadece gelip geçiyor, onlar varken kendini yalnız olmamakla kârda sayıyorsun. hepsinin kendilerine ait yolları var, seni tesadüfen görüyorlar. sense onlara sülük gibi yapışıyorsun.” konuşmaktan yorulur gibi olduğunda bağdaş kurduğum bacaklarımı açıp hızlıca yerden destek alıp ayağa kalktım. önce
Gecenin son iletisinden.
Qadın, sən varlığın ən gözəlisən, Dünyanın bəzəyi, ən özəlisən. Baxışın min arzunun aynasıdır, Hər gülüşün bir həyat mənasıdır. Qadın, sənə hansı şeiri yazım? Sən özün zərif şeir deyilsənmi? Səni çox tərif etmək nəyə lazım, Varlığın ən gözəl tərif deyilmi? -ŞahinZeynalov
BİR AYRILIŞ HİKÂYESİ Erkek kadına dedi ki: —Seni seviyorum, ama nasıl, avuçlarımda camdan bir şey gibi kalbimi sıkıp parmaklarımı kanatarak kırasıya, çıldırasıya... Erkek kadına dedi ki: —Seni seviyorum, ama nasıl, kilometrelerle derin, kilometrelerle dümdüz, yüzde yüz, yüzde bin beş yüz, yüzde hudutsuz kere yüz... Kadın erkeğe dedi ki : —Baktım dudağımla, yüreğimle, kafamla; severek, korkarak, eğilerek, dudağına, yüreğine, kafana. Şimdi ne söylüyorsam karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana.. Ve ben artık biliyorum : Toprağın yüzü güneşli bir ana gibi en son en güzel çocuğunu emzirdiğini… Nazım Hikmet Ran 🖤
Reklam
Reklam