ve burada, böylece yaşanmayan bir ömrün dizinin dibinde otururken insan olamayan varlığım kulaklarımı çekiyor dizini dövüyordu. derin bir iç geçirdi ve “neden böyle yaptın?” diye sordu doğrudan. sesinde sadece merak vardı. kafamda defalarca tınladı tok ses. “neden böyle yaptım?” bir hiç uğruna bana verilen bu hayatı hepten tüketmiştim. seçerek veya seçmeyerek değil, doğrudan doğruya tükettim. ben bunları düşünürken yanı başımdaki varlığım hıçkırmaya başladı. evvelden beri hıçkırık, esneme, hapşırma gibi şeyler yanımda yapılsa rahatlar, karşımdakinin insaniyetini hatırlarım. yine rahatlıyordum ki konuşmaya başladı “sana sorulan hiçbir soruya hakkıyla cevap veremiyorsun. kafanda senden başka herkes yaşıyor, sadece bana orada yer yok. ara sıra sen bile yaşıyorsun. hayat hakkında hiçbir fikrin olmadığı için uslarda belirmekle kimseye faydan olmuyor. sen böyle birisin işte. kodlanmış bir yapay zeka dahi senden daha çok karakter sahibidir. senin kafanda öyle çok insan yaşıyor ki ne zaman hangisi davranacak kestiremiyorsun. seni hiç tanımamak isterdim bu ikindiye kadar. oysa gördüm ki zaten tanımamışım. sen içi bomboş kabuktan başka şey değilsin. üstelik o kabuk bir bukalemun gibi değişip farklı insanları kendine çekiyor. böylesine yalancısın. sen sadece vitrinlik kişilikleri sergileme peşindesin. bir bak, burası senin doğup büyüdüğün ev. her bakışında bomboş bir ömrü gördüğün yer. daha çok pişman olman gerek fakat sen pişmanlığı bile hakkıyla yaşayamazsın. yanındaki insanlar sadece gelip geçiyor, onlar varken kendini yalnız olmamakla kârda sayıyorsun. hepsinin kendilerine ait yolları var, seni tesadüfen görüyorlar. sense onlara sülük gibi yapışıyorsun.” konuşmaktan yorulur gibi olduğunda bağdaş kurduğum bacaklarımı açıp hızlıca yerden destek alıp ayağa kalktım. önce