Belki çoğumuz bilmeyiz fakat durum şu ki şeriatçı zihniyete göre erkek, "cinsellik" konusunda son derece zayıf ve bu nedenle nefsini yenemeyen bir yaratıktır; kadınsa, erkeğin aklını başından alabilecek kadar tehlikeli bir şeytandır. Bunun böyle olduğunu anlatmak maksadıyla şeriatçılar şu hadis hükmünü tekrarlamaktan bıkmazlar: "Kadınlar insanın karşısına şeytan gibi çıkarlar ."Böyle olduğu içindir ki bu "zavallı" erkeği, bu çok "tehlikeli şeytana karşı korumak gerekir, çünkü erkek, kendi aklı, zekası ve iradesiyle bu işi yapmaya muktedir değildir. O kadar değildir ki kadınla baş başa kalmak bir yana, fakat onu şurada burada, örneğin sokakta gördüğü hallerde dahi baştan çıkmaya ve saldırmaya hazırdır.
Adil olmak İstemek Ve Yargıç Olmak.-
Sadece "ben sorumluyum" duygusunda yoktur hata, onun karşıtında da vardır. "Sorumlu ben değilim ama mutlaka birisi olmalı." İşte bu doğru değildir: filozofun da İsa Mesih gibi "yargılamayın!" demesi gerekir ve felsefi kafalarla diğerleri arasındaki son fark, birincilerin adil olmak istemeleri, diğerlerinin ise yargıç olmak istemeleridir.
Adil Olmak İstemek Ve Yargıç Olmak.-
Şimdi yaklaşık olarak şöyle düşünüyorlar: "Demek hiçbir insan sorumlu değil? Ama yine de birisinin suçlu olması gerekir: oluşun zorunlu dalgalanışı içinde tek, zavallı bir dalgayı suçlamak ve yargılamak artık olanaksızsa ve caiz değilse - o zaman: bu dalgalanışın, oluşun kendisi günahkar olsa gerektir: özgür istenç buradadır, burada suçlama, yargılama cezalandırma yapılabilir, burada ceza çekilebilir: o halde tanrı günahkar ve insanda onun kurtarıcısı olsa gerektir: o halde dünya tarihinin kendisi suç, kendini yargılama ve intihar olmalıdır; böylece suçlu kendi kendinin yargıcı, yargıç kendi kendinin celladı olacaktır." Bu tepetaklak edilmiş hristiyanlık -başka nedir ki?- mutlak ahlaklılık öğretisiyle mutlak özgürsüzlük öğretisi savaşında son kılıç-hamlesidir, - altında yatan düşüncenin mantıklı yüz buruşturmasından, çirkin bir jestinden
daha fazla bir şey olsaydı, tüyler ürpertici bir şey olurdu -ümitsiz ve kurtuluş düşkünü yüreğin ölüm sancısıdır, delilik "bak, sen tanrının günahını taşıyan kuzusun" diye fısıldar onun kulağına.
Mesud Barzani ve Celal Talabani ile bizzat ilişki kurması,
onları Ankara'ya çağırarak konuşması, Cengiz Çandar gibi gazetecileri
Kürt sorununda aktif bir şekilde değerlendirmesi,
Ortadoğu'nun bugünkü siyasi durumunu yirmi yıl önceden görmesi,
özellikle hayatının son döneminde 'Kürt sorununu mutlaka
çözeceğim' iradesini ortaya koyması onu tarihimizin misyon
sahibi liderleri arasına sokmuştur.
Turgut Özal'ın 1987 şartlarında çok cesur ve ani bir kararla
Mardin' den aday göstererek milletvekili seçilmesini sağladığı
Nurettin Yılmaz bu konuda şunları anlatmaktadır:
"Celal Talabani, sürekl i Ankara'ya gel iyordu. Haberim olduğunda
milletvekili olarak onu karşıl ıyor ve ilgileniyordum.
Kürt l iderlere kırm ızı pasaport alınması nda Özal'a tel kinlerim
oluyordu. Bir gün bana, 'Nurettin, lrak'taki Kürtlerin bir federasyon
şekl inde Türkiye'ye bağlanması iyi olur, değil m i?'
demişti.
Özal, Irak Kürtlerinin Türkiye'ye bir federasyonla bağlanmasının,
hem Türkiye'nin Ortadoğu'daki stratejik konumunu
güçlendireceğini hem de Kürtler ile Türkmenlerin dayanışmasını
pekiştireceğini düşünüyordu.
Aynı zamanda 'Irak Kürtleri, Saddam'ın katliamından kurtulur
ve Türkiye'nin gücünü arkasında görürse, korkusuzca
yaşar bölgesinde' dem işti. Ben de gülerek, Tabii, Kürt ve Kerkük
petrol üne Türkiye'nin hakim olma pol itikası da yatıyor
bunun arkasında, değil mi?' esprisini yapı nca tebessümle 'O
kadar da olur elbet. Şunu bil ki her uzlaşma ve antlaşmada,
tarafların çıkarları kaçı nılmazdır' dem işti bana, ileriyi görebilen
Özal.
Talaban i'ye, Özal',ın federasyonla ilgili duygularını anlattığımda,
'Bana da açıkladı bu öneriyi dedi. .. Özal çok zekidir.
Artık donmak üzere olan titrek parmaklarıyla yazarak son istegini de dile getirir: "Bu günlüğü karıma gönderin!" Sonradan "karıma" sözcüğünün üstünü acımasız bir kesinlikle çizerek yerine "dul eşime" yazmıştır...
Hayatıma şöyle bir bakıyorum da, halen ve daima yaşamaya karşı büyük bir iştah duyuyorum. Bir vincin altında filan kalmazsam ömrümü son bölümüne kadar izlemeyi planlıyorum.