“İnsanın yoksullukla ilk karşılaşması başlı başına ilginç bir hadise: yoksulluk üzerine onca zaman düşünmüşsünüzdür; tam da hayatınız boyunca korktuğunuz, er ya da geç başınıza geleceğini bildiğiniz şeydir bu; ne var ki düşündüğünüzden tümüyle ve de sıkıcı bir şekilde farklıdır.Oldukça basit olacağını düşünmüşsünüzdür fakat son derece karmaşıktır. Korkunç olacağını düşünmüşsünüzdür; sadece sefil ve can sıkıcıdır. İlk başta yoksulluğun o kendine özgü çirkinliğini; sizi nasıl kaçamak cevaplar vermeye, küçük hesaplar peşinde koşmaya, ekmeği kırıntılarına kadar yemeye ittiğini keşfedersiniz.”
Son olarak benim adım hakkında yazmak istiyorum sana. Zaman zaman metinlerde Tanrıça olarak İştar adının geçtiğini bilisun. Aslında bu bir Sümer Tanrıçası. Onlarda adı İnanna. Bu, aşk, sevgi, bereket ve savaş Tanrıçası. Sumerlilcrde çok sevilmiş, hakkında birçok öykü yazılmış. O öykülerden bütün din kitaplarında, halk masallarında izler varmış. Sumerlilerden sonra Mezopotamya'da devletler kuran Akatlar onu Tanrıça olarak kendilerine almışlar ve adını değiştirerek İştar yapmışlar. Oradan Hititlere geçmiş.Fakat, onlar da daha çok savaşçı olarak algılanıyor. Daha sonra İsrailliler almış ve bu kez adı Astarte olmuş. Bu Sümer Tanrıçası, Yunanlılarda Afrodit, Romalılarda Venüs olarak varlığını sürdürmüş
hep. Aslında bu Tanrıça, Venüs yıldızını simgeliyor.
İstediğin zaman, rastladığın yerde
Kıyasıya olmalı beni vuruşun
Kanım günlerce akmalı caddelerde
Tam kalbime değmeli attığın kurşun
Ya kalbime, ya alnımın ortasına
En can alacak yerime nişan al
Çare bulunmaz her kurşun yarasına
Beni öldür ve açık gözlerime dal
Bir eser olmasın içinde korkudan
Tetiği kininle, garezinle çek
Kurşun değil ölüm çıkmalı namludan
Bırak benim kanım olsun dökülecek
En son kurşunun da olsa namluya sür
Nasıl olsa ölüm var, bari sen öldür