Senden özür dilerim çocuk...
Bu hayatta en çok seni sevmem gerektiğini çok kez unuttum çünkü. Sen geçmişin çıkmazında karanlıktan duvarlara çarparken, ben hep bir yerlere yetişme telâşındaydım. Seni çok unuttum bu hayatın içinde. Oysa nasıl zengindi senin dünyan, bakıp da feyz alamadım, kırılgan yanlarını anlayamadım, kaygılarını tanıyamadım. İkimiz de bir öğrenilmiş çaresizlik girdabında, kaybettik birbirimizi.
Bilmem kaç yıllar sonra rüyama geldiğinde, ilkin tanıyamadım seni. Ellerimden tutup bir balkona çıkarmıştın hoplaya zıplaya. Sonra da beni o balkondan aşağı ittin ve ben de düşmemek için sana sarıldım can havliyle. O zaman beni geri çektin, o çelimsiz halinden beklenmeyecek bir kuvvetle ve salona yuvarlandık birlikte. Belli ki hoşuna gitmişti bu oyun, uzunca bir müddet kıkır kıkır güldün bana bakıp. O zaman göz göze geldik ilk kez ve o saniye tanıdım seni.
"Ama sen, bensin!" demiştim sıçrayarak uyanmadan hemen önce.
Uzun yıllar geçti ve ben bu rüyayı hiç unutmadım. Suya anlattım, taşa-toprağa anlattım, kuşlara bile anlattım zaman içinde...
En son saklambaç oynadığın yerde kayboldun biliyorum. Mahallede çömlek patladı ama seni kimse bulamadı saklandığın yerde...
"Elma" dediğimde de çıkmadın hem.
Neredeydin çocuk?
Hangi yollardan geçtin bunca sene?
Neden korktun o fotoğrafçıya poz verirken bu kadar?
Biliyor musun çocuk?
Ne çocuk kalabildim, ne de büyüyebildim geçen bunca zamanda...
Laf aramızda, hiçbir zaman bu çağa da ait olamadım.
Ağız dolusu gülmek desen, kim kaybetmiş ki biz bulalım?
Hıçkıra hıçkıra ağlamak istesem; "Hiç yakışıyor muydu, bana çocuk gibi ağlamak?"
Oysa hepsi bizi biz yapan tepkiler değil miydi?
İçimde bir enkazın içinden çıkardım seni sağ salim. Yıllar geçti, sen yine de yaşıyordun. Kendine bambaşka bir evren yaratmıştın küllerinden yıllar