• SIRASI BEKLEYENLER ALIŞVERİŞ 1•
~Sırası bekleyenler diye ileti atmıştım ( #306388334 ). Şimdi bu listeden ilk şu kitapları alacağım👇🏻; 1) Bungou Stray Dogs - Cilt 1 2) Şifacı Günceleri - Cilt 1 3) Açlık 4) Cash 5) Vatan Millet Samatya 6) Korku Avcısı ~Death Note'den sonra yeni manga serilerine başlamak istiyorum. Cash kitabı okumadığım türden, ilk defa o türden okuyacağım. Bakalım nasılmış. Vatan Millet Samatya ise, yazarının hikayelerime arada sırada baktığını görüyorum, onada bi bakayım dedim. Açlık kitabı ise, birinden alıntısını gördüm ve ilgimi çekdi. Zaten kısa bir kitap, belki 1 günde biter. Son olarak Korku Avcısı ise üyesi olduğum telegram grubuyla okuycam. Ağustosa kadar vakit var, yinede çok ilgimi çekdi erkenden okuyabilirsem okuycam.
1000Kitap
Durum Vahim! Okumayan Bir Toplum Olduk!
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan son Zaman Kullanım Araştırması sonuçlarına göre, Türkiye'de 10 yaş ve üzeri bireylerin günlük ortalama uyku süresi 8 saat 55 dakika olarak kaydedildi. Uykudan kalan vakitlerde ise dijital dönüşümün etkisi devasa boyutlara ulaştı; sosyal medya kullanım oranı 2015 yılındaki %33,9 seviyesinden %71,7'ye tırmanırken, basılı yayın (gazete/dergi) okuma oranı %20,1'e kadar geriledi. Alıntı haber Günlük haber
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Bu yazı Ahmet Altan’ın “aldatmak” isimli romanını okurken yazılmıştır. Henüz kitap bitmedi ama sıcağı sıcağına yazmak gerek. Soğutmaya gelmez bu işler! Tadı tuzu kaçar. Bekletilmiş, dibi tutmuş aşk nasıl yaşanmaz ise, duygu üstüne yazılar da aceleye gelir! Erkeğin aldatmasının modası geçti, sıra kadına geldi belki ama aslında aldatma hayatımızın göbeğinde galiba. Varsın “in” olsun bu konu, yine de yazmayı göze alırız! Eşin ya da birlikte olduğunun “iyi” olup olmamasına bakar mı aldatmak (sayfa 17)? Belki eş iyidir, aile babası ya da annesidir. Ama o “gizli kalmış, söylenmemiş kelimeleri duymadığı zaman” mı aldatmanın yolu açılır? Aslında tutkunun gelişim yolu tek kişiliktir. Kişiseldir. Ne aldatılan, ne aldattığın belirler yaşananı. Diğerlerinin esamesi pek okunmaz. Kişinin kendi yapar. O ya da şu hep bahanedir. Kişi tutkuyu kendi yaratır, kendi öldürür. Aşkın nesnesi yoktur. Oyun tek kişiliktir. Akıllı olan aşık olur mu? Aklı olan “tutku” yaşar mı? Akıl tutkunun rakibidir. Aşkın büyüsü akılsız olmasındadır. En içeriden güdüler belirler aşkı. En derinden vurur, aşk. Yüzeydeki akılın çırpınışları dibe batışı durduramaz. Çıkmak isterken insan akıldan yardım ister, akıl da esirgemez el uzatır. Ama nafile! Tutkunun sanal çekimi aklı yaya bırakır, “otomobil uçar gider” (sayfa 20). Tanrı sanaldır. Aşık olunan da tanrısal yüceliği farkında olmadan üstünde taşır. Aşkın nesnesi yoktur. Tanrı içimizdedir. Onu yaratan kişidir. Yok eden de! Ne kadar sıkıcı değil mi aşkı böyle görmek. Aşkı görmek değil, yaşamak gerek. Zaten göremez, yaşarsın (sayfa 23). Kaşla göz arasında vurgunu yersin, yıldırım gibi “düşer”, şimşek gibi karşındakine “çakar”, sonra da özür diler gidersin. İhanet duygusunu yaşamamak mı marifet (sayfa 38). Vurup kaçmak, gösterip vermemek. Kendini gösterip,
Charlie Chaplin izleyelim!
Selamlar millet! Birlikte bir şeyler yapmayalı uzun zaman oldu, ne dersiniz? Bu yüzden durduk yere prangalar eskitmeyelim diye bu hasrete bir son verip sizi Charlie Chaplin izlemeye davet ediyorum! Geçen günlerde okuduğum bir edebiyat dergisinde Charlie Chaplin ve onun, dönemine göre oldukça cesur olan Modern Times(1936) ile the Great Dictator(1940) filmlerine yer verilmişti ve ilgimi çekti. O zaman dedim ki neden bunu birlikte izlemeyelim, daha sonra ise malum sınav yaklaştığından biraz ertelemeye karar verdim ve bence artık zamanı geldi 😌 Daha önce çekilmesi sebebiyle ilk olarak Modern Times filmini izleyelim diye düşündüm. Şuraya merakınızı celbetmek amacıyla film hakkında birtakım bilgiler bırakacağım. Diğer filmi ise başka bir iletide ele alacağım. Ve aklımda Chaplin'in biyografisine de bir göz atmak var, o da bir başka iletiye inşallah. Şimdi biraz fikir sahibi olalım. Buyurunuz 🫴🏼 •Film, "kültürel, tarihi veya estetik açıdan önemli" olduğu gerekçesiyle dünyanın en büyük kütüphanesi olan Kongre Kütüphanesi tarafından Ulusal Film Arşivi'nde korunmak üzere seçilen ilk 25 filmden biri olma şerefine nail olmuş. •Filmdeki cesurluğun asıl sebebi ise işlediği konu çünkü 1919 Ekonomik Buhran sonrası insanın "makineleşmesi" ve ilginç(?) bir şekilde de aynı zamanda "koyunlaşması" eleştiriliyor. •Filmde kullanılan hüzünlü tema müziği bizzat Charlie Chaplin tarafından bestelenmiş. Daha sonra ise söz eklenerek "Smile" adını almış ve Joker filminde kullanılmış. Michael Jackson'la özdeşleşen "moonwalk"un tabiri caizse bebeklik adımları da bu filmde atılmış. •1920'lerin sonunda başlayan "sesli sinema" furyası üstünden baskı yapan stüdyolara olabildiğince direnen Chaplin, bu filmde ilk kez sesini kullanmış. Ancak yapılan baskıyı protesto etmek amacıyla "uydurma
Buna fânî dünyâ derler durmaz her daim döner
17. yüzyılın büyük divan şairi ve mutasavvıfı Niyâzî-i Mısrî'ye atfedilen, ancak yazarı için Laedrî (yazarı bilinmeyen/anonim) olarak da kimi kaynaklarda belirtilen, şu hikmetli dörtlük dünya telaşesi içinde ihmal edilen bir hakikati çarpıcı olarak hatırlatıyor insana: "Kimseye bâkî değildir, mülk-i dünyâ sîm-ü zer Bir harâb olmuş kalbi, tamîr etmektir hüner Buna fânî dünyâ derler, durmayıp, dâim döner Âdem oğlu bir fenerdir, âkıbet birgün söner!" Dünya, üzerinde nefes tüketen her canlının geçici bir süre konakladığı, nihayetinde arkasında sadece bıraktığı izleri taşıyan muazzam bir devridaim mekanizmasıdır. İnsanoğlu, bu kozmik akışın içinde maddiyatın, unvanların ve "sîm-ü zer" (gümüş ve altın) ile sembolleşen geçici mülklerin peşinde koşarken, çoğunlukla varoluşunun asıl merkezini, yani "kalbi" ihmal eder. Yukarıdaki hikmetli dörtlük, tam da bu gaflet perdesini yırtacak güçte bir hakikati yüzümüze çarpar: "Mülk geçicidir, insan fânidir; baki kalan yegâne değer ise bir gönle dokunabilmektir." Newtonyen bir determinizmle sadece görünen dünyaya, maddeye ve birikime odaklanan zihin, dünyayı kalıcı bir mülk zannetme yanılgısına düşer. Oysa zamanın durmaksızın dönen çarkı, en azametli sarayları bile un ufak ederken, maddiyatın insan ruhundaki boşluğu dolduramadığını defalarca kanıtlamıştır. İşte bu noktada kadim irfan geleneğimiz devreye girer ve bize asıl mimarlığın, taş duvarlar yükseltmek değil, yıkılmış bir gönlü ayağa kaldırmak olduğunu fısıldar: "Bir harâb olmuş kalbi, tamîr etmektir hüner." Bu cümle; Yunus Emre’nin "Gönül Çalab’ın tahtı / Çalab gönüle baktı" mısralarıyla özetlediği, insanı merkeze alan o muazzam ahlaki ve felsefi duruşun bir başka devirdeki aksisedasıdır. Kâinâtın özü insansa, insanın özü de kalbidir. Dolayısıyla haksızlıkla, liyakatsizlikle
sonu ters köşe // sürpriz sonlu değişik filmler `ölümcül oyunlar` (funny games, 1997/2007) bir aile tatil evine gelir ama kapılarını çalan iki gençle her şey tersine döner. seyirciyle dalga geçen, rahatsız edici ve ters köşe. `buried` – toprak altında (2010) bir adam tabutta uyanır. tüm film bu tabutta geçer ama finali nefes keser. `exam` – sınav (2009) bir şirkette işe girmek isteyen 8 kişi, çok ilginç bir sınava tabi tutulur. sonunda neyin sınavı olduğunu anladığında şaşırırsın. `the vanishing` (spoorloos, 1988 – hollanda) bir kadının gizemli şekilde kaybolmasıyla başlayan hikâye, finalde sert ve beklenmedik bir sona ulaşır. `the invitation `– davet (2015) bir adam eski karısının evindeki akşam yemeğine katılır. davet neden yapılmış? finalde her şey değişir. `perfect blue` (1997 – japonya, anime) bir pop yıldızı oyunculuğa geçerken gerçeklik ve kurgu birbirine karışır. psikolojik olarak beyin yakan bir film. `the autopsy of jane doe` – jane doe'nun otopsisi (2016) bir baba-oğul adli tıp uzmanı, genç bir kızın cesedini incelerken doğaüstü olaylarla karşılaşır. finali hem korkutur hem şaşırtır.