Oyun bitmedi
Bitti sanılan bu yerde
Yeniden başlayacak
İndi sanılan bu perde
Yeniden açılacak
Onların istediği gibi değil
Kaderin istediği biçimde
Kan seli olarak değil
Gül sağnağı halinde
-Nerde kaldın? Beni hiç yoklamadın evladım!
Haklısın, bende kabâhat ki haber yollamadım.
Bilirim çoktur işin, sonra bizim yol pek uzun..
Hele dinlen azıcık, anlaşılan yorgunsun.
Bereket versin ateş koydu demin komşu kadın..
Üşüyorsan eşiver mangalı, eş eş de ısın.
Odanın loşluğu kasvet veriyor pek, baktım
Şu fener yansa, deyip bir kutu kibrit çaktım.
Hele son kibriti tuttum da yakından yüzüne,
Sürme çekmiş gibi nûr indi mumun kör gözüne!
O zaman nim açılıp perde-i zulmet, nâgâh,
Gördü bir sahne-i üryan-ı sefalet ki nigâh,
Şâir olsam yine tasviri olur bence muhâl:
O perişanlığı derpiş edemez çünkü hayâl!
perde-i zulmet: karanlık perdesi
sahne-i üryan-ı sefalet : çıplak yoksulluk sahnesi
nigah: göz
nâgâh: birden, ansızın
muhal: imkansız
derpiş: göz önünde canlandırmak
New York’un arka sokaklarda, yoksulluk içinde yaşayan bir kadın genç yaşta verem olmuş. Güzel yüzü günden güne soluyor, gözleri de çukurlaşıyormuş. Gittikçe ölüme yaklaştığı o günlerde, hatırladığı en güzel anı, birkaç yıl önce kazada kaybettiği sevgilisiyle ilgiliymiş. Genç kadının yıllardır sürdürdüğü bu gariban yaşamında az da olsa kalbini açıp dertleştiği tek arkadaşı, kendisi gibi acılar içinde yaşayan bir ressammış. Zaten onun dışında ne bir kimseyle görüşüyor ne de dışarı çıkıyormuş. Genç kadın bir gün, penceresinin hemen önündeki sararmış yaprakları günden güne dökülen bir ağacı göstererek “Bu ağaçtaki son yaprağın düştüğü gün, ben de öleceğim” demiş arkadaşına ve o günden sonra da her sabah penceresinin yanına giderek, ağaçta kaç yaprak kaldığını saymaya başlamış. Ressam, her ne kadar ilkbaharın yeniden geleceğini ve ağacın da ilkbaharla birlikte yine eski canlılığına kavuşacağını söylemişse de genç kadın bu sonbaharın kendisinin son baharı olacağında ısrar ediyormuş. Gün geçtikçe daha güçlü esmeye başlayan rüzgâr, sonbaharda sararıp güçsüzleşmiş yaprakları dallarından koparıp atıyormuş. Yapraklarla birlikte bir genç kadını da ölüme ittiğini bilmeden... Ressam, arkadaşının hayatını sararmış sonbahar yapraklarına benzetmesine ve onlarla birlikte gün geçtikçe ölüme sürüklenmesine çok üzülüyormuş.
Sonbaharın sonlarına yaklaşıldığında havalar iyice soğumuş ve ağaçlar dallarında kalan son yapraklarını da rüzgârın gücünü kullanmasına bile gerek kalmadan dökmek üzereymiş. Bir sabah pencerenin yanına gittiğinde, ağaçta yalnızca tek bir yaprak kaldığını gören genç kadın, “İşte bu yaprak düştüğünde, ben de öleceğim” demiş yeniden. Ressam, dökülen güz yaprakları ile birlikte eriyip giden ve ağacın dalında kalan tek yaprak gibi dayanıksız olan arkadaşı için bir şey