Resimdeki bu tablet, 5200 yaşında olup, Mısır'ın Birinci Hanedanlığı'ndan önceki kraliyet hanedanlığı olan 0. Hanedanlık dönemine aittir ve kronolojik olarak (Naqada III) olarak bilinen bir Mısır kültürel dönemiyle örtüşmektedir. Şehir Tableti, Tehenu Tableti ve Tehenu Yağma Tableti olarak da bilinir (Tehenu, günümüz Libya'sında ve Mısır'ın batısındaki bölgelerde, Batı Delta'nın ötesinden Batı Çölü'ndeki vahalara kadar uzanan bölgelerde yaşayan en eski kabilelerdendi). Birinci Hanedanlık öncesi döneme ait bu erken dönem Mısır askeri tableti, Hanedanlık Öncesi ve Erken Hanedanlık dönemlerinin krallarının kutsal başkenti olan Mısır şehri Abydos'ta bulunmuştur. Büyük bir kısmı (üst kısmı) eksik olmasına rağmen, beş bin yıldan fazla bir süre önce Mısır İmparatorluğu'nun başlangıcındaki en eski ve en önemli askeri, siyasi, kentsel ve hatta coğrafi belgelerden biri olmaya devam etmektedir. Bir tarafında yedi surlu şehir oyulmuş ve her şehrin içinde adı yazılıdır. Her şehrin üzerinde, elinde balta tutan ve şehir surlarını yıkan bir yaratık sembolü bulunur. Bu bölümün üzerinde, esirlerin götürülmesini temsil ettiğine inanılan kraliyet alayından geriye kalan ayak izleri yer alır. Diğer tarafta ise üç sıra halinde farklı hayvanlar bulunur: boğalar, eşekler ve koçlar. Bunların altında zeytin ağaçları vardır ve yanında, bu ganimetlerin geldiği ülkenin adını veren hiyeroglif bir yazıt bulunur: Tahen ülkesi veya günümüz Libya'sı. Şehirlerin ve kalıntılarının üzerindeki semboller, Yukarı Mısır krallıkları arasındaki yüzyıllar süren çatışmalardan sonra MÖ dördüncü binyılın son üçte birinde birleşen Yukarı Mısır Şehir Devletleri ve Krallıkları Birliği'nin ordularını temsil ettiği şeklinde yorumlanmıştır. Bu birlik, aynı dönemde Mısır'ın birleşmesine yol açmış ve Narmer'in
Etiler
Çivi Yazılı Kaynaklara Göre TÜRKÇE-ETİCE-HURRİCE ARASINDAKİ BAĞLAR Üzerinde Yeni Araştırmalar Dr. MUSTAFA SELÇUK AR Türkçe-Etice-Hurrice arasında mevcut olduğunu gördüğüm bağların ve bu bağları ihtiva eden kaynakların bir kısmını anmış ve. ileri attığım fikirlerimi bundan sonra yapılacak tetkiklerle elde edilecek vesikaların kuvvetlendireceğini belirtmiştim. Bu arada bugün elimizde bulunan ve Boğazköyde elde edilmiş olan çivi yazılı tabletlerin büyük bir kısmının üzerine, yazılmış olan yazıtlarda kullanılmış olan dilin Eti devleti zamanında bir yazı dili olarak kullanılmış olduğunu ve Eti devletinin asıl konuşma, dilinin bu yazı dili üzerine tesir yaparak izler bırakmış olduğunu söylemiş, bu konuşma dilinin yazı dili üzerindeki izlerini nelerin teşkil ettiğini de izah etmiştim. Şimdi gerek bu noktaların ve gerekse Türkçe ile "Hurrice arasındaki bağların izahlarını daha, ziyade kuvvetlendirecek olan ve yeni araştırmalarımda elde ettiğim neticeleri burada ele almak istiyorum. Bundan sonraki, araştırmalarımda da fikrimi teyit eden misal ve delilleri buldukça onları da yavaş yavaş yayınlamak emelindeyim. a) Mevcut vesikalara göre Eti devletinin konuşma dilinin Türkçe olduğunu ve bu konuşma dilinin Eti hakanlarının icraatlarını yazdırmak için kullanmış oldukları yazı dili üzerine tesir ederek izler bıraktığını kabul ediyoruz. Bu izlerden biri, isimlerin "-in„ hallerinin teşkilinde kendini göstermektedir. Nasıl ki,.bugünkü Türkçemizde, isimlerin "-in„ hallerini teşkil etmek için kullandığımız ismin sonuna bîr "-in„ eki getirmekte isek aynı hali Etilerin yazı dillerinde teşkil etmek için de gene o ismin sonuna ''-an;, ekinin getirilmekte olduğunu görmekteyiz. Türkçemizdeki bu ''-in„ eki isimlerin gerek çoğul gerekse tekil hallerinde daima aynı kalır, hiç değişmez. Aynı
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
`nuh tufanı` / `antediluvian` dönem `antediluvian` dönem denilen şey aslında tek bir “`tufan hikâyesi`” değil, insanlığın çok eski bir çöküş hafızasının farklı katmanlarda yeniden anlatılmış hali gibi durur. bu anlatılarda dünya, bugünkü gibi stabil ve öngörülebilir değil; daha “aşırı” ve kırılgan bir yer olarak resmedilir. uzun ömürlü insanlar, büyük şehirler, devasa yapılar ve giderek bozulan bir düzen aynı sahnede üst üste biner. nuh bu dünyanın son evresinde, yaklaşan felaketi haber veren ama çok az kişi tarafından ciddiye alınan bir figürdür. en kritik kırılma noktası ise `book of enoch` içinde anlatılan “`watchers`” meselesidir. bu anlatıya göre gökten inen bazı varlıklar insanlarla etkileşime girer ve bunun sonucunda `nephilim` olarak adlandırılan dev varlıklar ortaya çıkar. bu varlıklar sadece fiziksel büyüklükleriyle değil, dünyadaki dengeyi bozma kapasiteleriyle anlatılır. kaynak tüketimi, şiddetin artışı ve toplumsal düzenin çözülmesi bu dönemin temel temalarıdır. burada olay “`fantastik devler`” seviyesinde değil, daha çok “kontrolsüz güç ve bozulmuş sistem” metaforu gibi çalışır. aynı anlatı katmanında `azazel` figürü öne çıkar. bu figürün insanlığa metal işleme, silah yapımı ve çeşitli bilgi alanlarını öğrettiği anlatılır. yani burada mesele sadece ahlaki bozulma değil, bilginin kontrolsüz yayılmasıdır. bazı yorumlara göre bu, medeniyetin hızla güçlenip aynı hızla dengesizleşmesini temsil eder. bilgi artar ama denge kurulamaz. bu çöküş ortamında nuh'un yaptığı şey ise tamamen farklı bir eksendedir. çöl benzeri bir arazide, devasa bir gemi inşa eder. ölçüleri ve yapısı, modern gözle bakıldığında büyük ölçekli bir mühendislik ve lojistik problemine denk gelir. burada gemi sadece bir araç değil, “`felakete karşı kapalı bir yaşam sistemi`” gibi çalışır.
Daha çok konuşulacak şey var...
Gündemdeki olaylara yönelik: Peygamber efendimiz zamanına Asrı Saadet denilmesinin sebebinin din ve fen ilmini beraber işlemeleri olduğunu düşünüyorum. Dediğiniz gibi bizim zamanımızda şiddet içerikli dizi ve oyunlar vardı ve biz de düzgün yetiştik. Ama yetiştirdiklerimiz bu halde. Çünkü ne sıkı ne de boşluğa gelmez çocuklar. Sınırlar ve seçimler vardır. Kader konusunu işlerken Allah bize seçme şansı vermiştir ve bunun sonuçları, yaptırımı vardır. Din aslında felsefede asla gerçekleştirilemeyecek olan ütopyaları yani toplumsal düzenin en mükemmel halini bize sunmuş. Bizim yapmamız gereken onu hayata geçirebilmek. 1- Önce doğru kaynakla hepimiz hareket etmeliyiz, davranışlarımız genel ahlakı yazan Kur'an'a göre olmalı. Yani biz ebeveynler ilk önce hal diliyle çocuklara örnek olmalıyız. Sabah kalktığımızda insanlara yardım edebilmek, bu hayatı yaşanabilir kılacak pozitiflikte olabilmek, bencillik içinde yüzmeden insani olan davranışlarımızı yapabilmeliyiz. Yemek, içmek, yatmak ve bunları yapabilmek için çalışmamalıyız bunlar hissel ve hayvansal yönlerimizdir. Ve çocukta sırf mutluluk ve zevk için yaşadığını düşünüp, bunları elde edemediğinde de sorumluluk almadan, yatarak, küfrederek, sürekli TV izleyerek, zarar vererek büyüyebilir. 2- Biz de TV vb. izlerdik ama dozundaydı, biz toplumsallaşabiliyorduk, dışarıdan eve girmezdim ben hayal gücümün yapabileceği tüm oyunları oynardım benim telefonum yoktu lise 3 e kadar. Yani TV de kirlettiğim bilincimi temizleyecek yerlerde bulunurdum ve zihnim temizlenirdi. Biz sürekli kirlendigimiz yerlerden temizleneceğimiz yerlere gitmeliyiz. 2- Bu Kur'an-ı öğretecek ilim sahipleri ve örnek insanlar olmalı. Bu da demek oluyor ki ahlakı gerçekten doğru öğrendikten sonra çocuğa ilk önce hal dili ile sonra dil ile onlara öğretebilmeliyiz.
1000 Kitap
İlk ve Son 2
"Bugün yine annemle kavga ettik. Hep sinirli annem. Bana, anneanneme, dayıma, en çok da babama... Babam artık iyi, düzeldi; keşke annem de düzelse... Bazen ona gıcık oluyorum. Onu kızdırmak için bir sürü gofret yedim yine. Annem kendine robot istiyor, ama ben robot değilim: Ben çocuğum. Çok yemek zararlı, çok tablet zararlı, çok koşmak zararlı, çok havuz zararlı... İyiliğim içinmiş hepsi, çok seviyormuş beni, ama bence çok sevmek de zararlı. Anneanneme kızdığı ne varsa kendi de yapıyor. Babamla artık barışmayacaklarını biliyorum, belki bir gün arkadaş olurlar. Bir kere bir kavgalarını duymuştum, doğmamla ilgiliydi. Annem benim doğmamı istememiş mi ki? Bazen ben de ödev yapmak istemiyorum, ben de annemin ödevi miyim? Annem hep kızıyor. Hep karışıyor. Ağlamama, yememe, oynamama, koşmama... Başka biri olayım istiyor. İyi de, ben başka biri olursam annem beni sevemez ki, başka birini sever. O ben değilim ki... Ben, ben olayım istiyorum. Keşke annem de bunu anlasa."
Alıntı
Lale Müldür İrem Çandır
ŞİİRLER Aralık’ın Anversi’nde iki melek çıkmazında iki çıkmaz melekle karşılaşan Ofelya’nın Şarkısı Ansver’de bir sokak. iki melek Çıkmazı. Hangardan bir deniz- Ci iniyor. Caz ve orman seviyor. Marka polo sevgilim. Öteki melekle bir başka bo- Yuta karşılaştık ve tanıştık. Dalga uzaklığıyla geliyor. Pla- Nörler gibi. Eliptik yalnızlıklarla. Sirokko sirokko sirokko esiyor. Bulutların hortumların ana- Forların biçiminden sözettik. Bir midyenin içinde sıkışıp kal- Mış rutubet ve uyku, geceleyin Mi düşünürler gemiciler. En Çok. Karayı. Arzusunun içinde Dönüp duruyordu. Kamarasın- Daki bir denizci gibi. Dalgaları hortumları anlat- Maya çemberler silindirler Yetmiyordu. Bunun için yeni Bir geometrinin keşfedilmesi Gerekti. Sonra hastalanıyor hastalanıyor Hastalanıyordu. Goblen ofelya… Bir istiridyenin dantel kanatları (Müldür, 2017, s. 31) Gibi kapanarak. Belirsiz bir alan- Da dekonstrüksiyon seviyor. Del- Ta ofelya. Bir elinde kasnak diğe-