Denizler ölüyor gökyüzü kararıyor halkı olmayan memleket nedir, hiçtir. Gönüller kırmak değil gönüller yapmak esastır. Alıntı Altlarında Kırmızı bir doğan slx vardı memuriyet ikramiyesi ile ancak güç buna yetiyordu demekki gökyüzüne baktı Rıdvan üçkent yeryüzüne serilmiş mavi bir örtü gibiydi ve oğlu Recebe oğul bu güneşin tadını bir doğarken bir de batarken izleyeceksin dedi bulutlar en güzel renklerini sergiliyor görüyormusun diye sordu ve eşi cavidan Hanıma seslendi hanım varmısın şu insana huzur ve ilham veren maviyi seyredelim Cavidan Hanım Bey dedi Allah-u Teala'nın (c.c) rahmeti, kalpleri kırık olanların yanındadır biz ise en çok gökyüzünün kalbini kırdık ve bak dedi görüyormusun şu baca dumanlarını gökyüzünü is rengine boyuyorlar Recep üçkent yıllar sonra bu soruyu hanımı Ayhan hanıma şöyle soracaktı kara kara is rengine bakıp fabrikalar bulut üretiyorlar ve o yeni üretilen bulutlar yüzyıllardır insan öldürmeye devam ediyorlar kararan bulutlara baktı Recep sonrada rengi gitgide solmakta olan denize şiirlerden şarkılara ilham kaynağı olan gökyüzü için ağladı sonrada insan elinde son nefesini vermekte olan deniz için şu satırları yazdı deftere Ey su. Onca yıkanmamış yüzün etrafını sarmış olduğunu görüp dururken, sen o berrak suyu acaba ne zamana kadar koruyabileceğini sanıyorsun?
1000Kitap
Gidiyorum anne… Uzak bırakılmış hayallerimin, Kelepçeye vurulmuş umutlarımın peşine gidiyorum. Bir ömür boyu içimde taşıdığım sessizliğin, Yaralı çocukluğumun izlerini alıp gidiyorum. Ardımda yarım kalmış türküler, Kapısı hiç çalınmamış sevinçler bırakıyorum. Bir halkın acısını, Bir annenin gözyaşını, Bir çocuğun büyüyemeyen düşlerini sırtıma vurup gidiyorum. Bilirim anne, Her gidiş biraz eksiltir insanı. Ben de eksile eksile çoğalan yaralarımı alıp gidiyorum. Ne zafer türkülerim var cebimde, Ne de dönüşe dair kesin sözlerim… Sadece suskun gecelerden kalan bir hüzün, Ve yüreğime ağır gelen memleket hasreti… Belki bir gün, Dağların rüzgârı adımı taşır sana. Bir yabani çiçeğin kokusunda, Bir dengbêj ağıdında, Bir sonbahar akşamının sessizliğinde duyarsın beni. O vakit bil ki anne, Ben bir kavganın değil,
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Vazgeçmek diye bir şey var, Hani dünyaları gözünün önüne serseler, Gözünde yoktur. Hani tüm metre karelere sahip olsan da, Gözünün ucuyla bakasın yoktur, Hani bazı şeyleri çok istersin ama zamanla bir bir yok olurlar yüreğinde, Hani geceleri düşündüğün şeyler artık aklına bile gelmez, Hani insanın yüreğinde de mevsimler vardır. İstekleri, hayalleri, zamana bıraktıkları, Ama sonra işte vazgeçersin, bahar gibi filizlenirler, ama sonbahar yaprakları gibi sessizce dökülürler. Hani hayatında üzen şeylerin izi bile kalmaz, Vazgeçmek işte tam olarak böyle bir şey. İşte öyleyim, Ne gözümde var, Nede gönlümde senden gayrı hiçbirşey. Hayatta iki vazgeçilmezim var, Birisisin! Ne vazgeçerim nede vazgeçmek isterim. Seni ne kadar sevdiğimi ve benim için ne kadar kıymetli olduğunu çok iyi biliyorsun. Bir gün çıkıp da Sen benim için değersizsin desem, gözlerimin de, dilimin de yalan söylediğini anlarsın. Çünkü insan sevmediğinin gözlerine böyle bakamaz. İnsan değersiz gördüğünün sesini özlemez. Ben seni severken içim titriyor. Bir yere gitmek istemiyorum. Sanki dünya dönsün ama biz olduğumuz yerde kalalım istiyorum. Kalalım öylece herkes bir bir gitsin ama sona biz kalalım.
Alıntı
Sonbahar ne zaman gelecek...
yaprak ağaçtan sıkılmış, sonbahar bahanesi...
Yukarıda, ağaç dallarının birbirine kavuştuğu yerde, gökyüzünün en güzel mavisi duruyordu. Yaprakların yeşili ile göğün mavisi arasında parlayan güneş, insanı sebepsiz bir yaşama sevincine boğuyordu.
1000Kitap