Eriyen ne ki bu ırmaklar var
Yeryüzünün gözleri mi doldu yoksa
Yoksa sardunyaların saltanatında
Eylül ile ekimden başka çocuğum mu var
Eskiden daha güzeldi hepimizin hikâyesi
Eskiden caz derlerdi bir kuşun havalanmasına
Her kanatta saklanmış binlerce yüz, binlerce esin perisi
Birbirini üzmesin artık suç ve ceza
Onlar da çocuğum benim ikisini de ben büyüttüm salt acıyla
Yoksa gitgide kararıyor herkesin avucunda tuttuğu sonbahar
Cehennemin nefesiyle boyanmış başka bir dünya... Yeryüzü yanıyormuş gibi kızıl bir ışıkla parlıyor, ufka doğru uzanan toprak kan gibi koyulaşıyordu. Gözlerim irademe karşı gelerek karsımdaki kızıl ağaçlara kilitlendi. Ağaçlar öyle yüksek, öyle kalabalıktı ki gökyüzünü yutmuşlardı. Dallar birbirine kenetlenmiş eller gibi sıkıca sarılmış; aralarından tek bir ışık huzmesi bile sızmıyordu. Yaprakların koyu kırmızısı ise toprağın rengini daha da derinleştiriyordu.
Bu hayata ilişkin şeylerin hep aynı durumda kalacaklarını düşünmek yersizdir; aksine her şey sanki devirler halinde dönüp durur: ilkbaharı bahar izler, baharı yaz, yazı sonbahar, sonbaharı kış; zaman bu sürekli çarkla birlikte tekrar tekrar döner. Sadece insan hayatı, bitimine doğru zamandan daha hızlı koşar, ancak öbür dünyada, sınırsız hayatta yenilenme umudu vardır..