"Farzet ki; geri gelmiş o gamsız devir Delicesine sevdiğin senin olmuş Bir bahar sabahı sahilde seninledir Yanan alnını alnına dayamışsın O incecik elleri ellerindedir Farzet ki; mazidir devamı yarının Sevdiğin başını dizlerine koymuş Bahar bahar kokan siyah saçlarının Her telini ayrı ayrı öpmektesin Ve tadı dudağında avuçlarının Farzet ki; buldun kış içinde baharı Rüzgar yine ılık ılık esmektedir Aynı şehirde, aynı deniz kenarı Köpükler, dalgalar ve sonsuz mavilik Tekrar yaşıyorsun hatıraları Farzet ki; denizde beraberce yüzmüş Sonra sıcak kumlara uzanmışsınız Yine evvela seni yalvartmış, üzmüş Ve dolanmış boynuna o sedef kollar Kumlar altın sarısı, dalgalar gümüş Farzet ki; doğup büyüdüğün yerdesin Caddeler aşina insanlar tanıdık Aksi kulağında sevdiğin sesin O dudakların tadı dudaklarında Velhasıl yine o eski günlerdesin
Şiir
Önce aynalar fark edecek yokluğumu Sonra elbiselerim Sonra pencere Sonra yatak Sen farkına vardığın zaman İş işten geçmiş olacak Ümit Yaşar Oğuzcan
Reklam
Başka ne yapılır böyle bir günde Kapanan bavul, çivilenen sandık Ve sonra kuru bir "Allaha ısmarladık!" Ümit Yaşar Oğuzcan
İBDA'yı Okumaya Nereden Başlamalıyım?
“İBDA’yı okumaya nereden başlamalıyım?” Bu soruya genellikle dilin ağırlığı, eserlerin zorluğu veya hangi kitabın daha kolay anlaşılacağı açısından cevap aranır. Elbette bunlar bütünüyle önemsiz değildir. Çünkü İBDA dili ilk temas eden okuyucuya ağır gelebilir; kavramlar yoğun, cümleler girift, göndermeler geniş, meseleler sembollerle iç içedir. Fakat soruyu soranın öğrenmek istediği şey çoğu zaman yalnız bu değildir. O, aslında şunu sormaktadır: İBDA’nın vermek istediği ilk ders nedir? İBDA nasıl okunmalı? İBDA’yı nasıl doğru anlayabilirim? Buna karşılık, İBDA Külliyatı’nı okuyup anlama meselesi de yalnızca “şu kitaptan başla, sonra bunu oku, ardından buna geç” şeklinde liste sırasıyla çözülecek bir mesele değildir. Çünkü İBDA’nın da okuyucusundan talepleri vardır. Başlangıçta ilk öğrenilmesi gereken şey, kitap isimlerinden önce okuma tavrıdır. İBDA, roman gibi tüketilecek, akademik makale gibi fişlenecek, ideolojik broşür gibi ezberlenecek, tasavvuf risalesi gibi sadece zevk edilecek bir külliyat değildir. Çünkü İBDA okumak, malûmat toplamak değildir. İBDA okumak, düşüncenin merkezini değiştirmek, kavramlar arasındaki nisbeti görmek, meselelere İslâm’a muhatap anlayış zaviyesinden bakmayı öğrenmektir. İBDA okumak, bir dilin içine girmek, kavramların birbirine nasıl bağlandığını görmek, aynı meselenin farklı eserlerde nasıl yeniden açıldığını takip etmek, her kitabı kendi mevzuu içinde okurken bütünle irtibatını kaçırmamaktır. Külliyatın zorluğu da, bereketi de buradadır. Bu külliyata hangi kitaptan başlanacağı kadar, hangi tavırla başlanacağı da önemlidir. Hattâ daha doğru söylersek, tavır yanlışsa doğru kitaptan başlamak bile okuyucuyu doğru yere götürmeyebilir. **Bu yüzden meseleye “önce en kolay, en akıcı kitabı okuyun” diye cevap vermek
Tefekkürât
Biliyor musun Antepli, evet ben de çok yanlış yaptım özellikle zekanı eğitimini hiçe sayarak yurtdışı konusunda sana yalan söylemeye kalkışmam sen yalanımı yemesen de bunu söylemiş olmam (bu konuda hâlâ pişmanım) sonra doğum günümde nispet yapmam (bunu da anlıyorum) yerine koyuyorum kendimi. Evet canım acırdı. Erkeklik gururunu incittim. Hele ki yalanı birini aptal yerine koymayı kolay affetmezsin biliyorum. Ama ben senin yerinde aynı durumu yaşamış olsaydım. Bu yanlışı sen bana yapmış olsaydın ve yakın bir süreçte çok yakının ve değer verdiğin bir insanı acı bir ölümden kaybetmiş olsaydın senin hiç hoşuna gitmeyen deli gibi kıskandığın bir erkeğe gözünün önünde yorum yazmazdım. İşte aramızdaki fark bu. Bu da benim devrimci ahlâkımdan geliyor işte. Ha bir de şunu yapmaya çalıştın ciğerini tanıyorum ben senin artık. Madem sen sosyal medyanı benim istediğim gibi kullanmıyorsun ve isteklerimi yapmıyorsun (uç sol paylaşımlar, görümcemli espriler, argo konuşmam, açık giyinmem, melankolik paylaşımlarım, çocuk mevzusu vs...) ben de o zaman özgür irademle istediğim kişiye yorum yazarım, bu yazdığım kişi senin nefret ettiğin ve senden daha açık giyinen biri bile olsa. Ki o kadınınki açıklık değil teşhircilik ama neyse. Ama senin matematik öğretmenin kimdi bilmiyorum ya da nasıl bir adalet anlayışın var bu mesleği icra eden biri olarak merak ediyorum. Bir Marksist alıntı paylaşımının, görümcemli espri paylaşımının ederi sırf sevdiğin kadını kıskandırmak için bir kaşara kendini peşkef çektirmek değildir. O kadına aramızdaki mevzuları dökmek hiç değildir. Büyük bir ölüm acısı olan bir kızın arkadaşlarıyla biraz olsun o acıdan uzaklaşabilmek için yaptığı eğlenceyi kıskanıp burnundan getirmek hiç değildir. Kıyafette de sadece açık giyiniyorum. Teşhirci değil demiştim. O kaşardan
Mola
Yoğun bir koşturmacanın ortasında, hem zihni hem de bedeni nadasa bırakacak kısa bir mola... ​İş yoğunluğu ne kadar tatlı bir telaş olsa da ara sıra durup nefes almak, pilleri şarj etmek lazım. Ne de olsa senede sadece üç ay işin, hareketin ve bereketin olduğu bir coğrafyada yaşıyoruz; zaman akarken çalışmak da üretmek de şart. Ama tam da bu yüzden, o kısa molaların kıymetini bilip ruhu dinlendirmek en büyük hakkımız. ​Şimdi biraz sakinlik, sonra kaldığı yerden devam...
Duygu ve Düşünce
Reklam
Reklam