"Her gün kendime, ben bu hayattan ne bekliyorum, diye sormuyorum artık, o bana ne verebileceğini gösterdi, ben ne alabileceğimi gördüm. Artık hayatı kurcalamıyorum, hayatın da beni kurcalamasını istemiyorum. Daha başka, daha zevkli dertler yarattım kendime, Cervantes'i, Rabelais'yi okuyorum, aynı asırda yaşayan Fuzuli ile Baki'yi de okuyorum, niye onlar neşeli ve tenkitçiler de bizim buralardakiler mahzun ve boynu bükük diye merak ediyorum, bununla alakadar oluyorum."
"- Sen neler yapıyorsun, diye sordu.
Hikmet Bey, bu sorunun, 'mutlu musun, geçmişi unuttun mu; Mehpare'yi özlüyor musun' sorularının tümünü birden içerdiğini anladı, babaların çocukları için duydukları kaygının hiç bitmeyeceğini, bunun kuşaktan kuşağa taşınan bir lanet olduğunu, kendisi de baba olduktan sonra öğrenmişti, babasının içini rahatlatacak bir cevap aradı."
"Büyük acılar yaşamış kederli insanların yüzünde görülen, başkalarını dayanılmaz bir cazibeyle içine çeken o ilahi sessizlik çizgilerinden silinmiş, daha derine gizlenmişti; o keder bazen kendi varlığını bir bakışta, bir mimikte ama mutlaka bir harekette belli ediyordu."
"İçinde yaşadığı bütün ihtişama ve zenginliğe rağmen hayatı kadınlarla ölçen erkeklerdendi, kendisinin eskisi kadar güçlü ve etkileyici olmadığına karar verdiğinden beri hayat da onun için eski çekiciliğini kaybetmişti, bu, onun kimseyle paylaşmadığı basit ama belirleyici sırrıydı; bundan sonra olacaklar onu çok fazla ilgilendirmiyordu, uzak bir akrabaya ait dedikoduları dinler gibi anlık bir merakla ama fazla alakadar olmadan yaşıyordu artık."