Arkadaki kişi hariç. Onun boyu diğerlerinden daha uzun değildi ama omuzları, etrafındaki okur-yazar görünümlü adamlarınkinden daha genişti ve her an savaşma ya hazır gibi bir duruşu vardı.
Birden ağzım kurudu.
içimdeki gerilen ip kopmak yerine daha da çekildi. İstemeden daha yakından bakmaya çalışarak öne doğru bir adım attım. Kalabalığın, insan topluluklarının arasından yüzü direkt bana doğru döndü. Görünmez bir bağla bağlıymışız gibi, ikiz pusulaların iğneleriymişiz gibi.
Jin’in gözleri gözlerimle buluştu. Yanılmıştım. Gülümsemesini babasından almamıştı. Çünkü dudağındaki o muzip gülümseme kıvrımı hepimizindi.