10/10
·
Beğendi
“Sorgula çirkini güzelmiş gibi / Güzel sözlerle süsle çirkinin gövdesini / Güzel ile değiştiriver yüzündeki çehresini / Bir an olsun sevinsin güzel sansın kendisini / Güzel sansın ki kanmasın gören onun yüzünü / Anlasın ki çirkinin yüzü asla olamaz güzelin yüzü / Tersine dönse gökyüzü…“ “ ‘On Ana’ sonsuz sayıdaki sayıların doğurganı olan, ‘Yirmi Dokuz Ana’da sonsuz sayıda sözcüklere gebe kalan! “Otuz Dokuz Ana”dır gerçeklik ve hayal dünyalarımızda gezinip duran ki bunlardır sonsuz sayıda sınırsız bir şekilde betimlemelerimizi sağlayan…” “İleti ile dolu uzay / Her an ve her nokta / Etki etsin diye her varlığa / Tepki gelebilmesi adına / Kimi varlıklar etkileşimi tamamlar doğal kanallarla / Kimi varlıklar iletişimi gerçekleştirdiğini sanır yapay yollarla / Kim verici kim alıcı bilinmez, bu bir muamma / Nice nice enerji dönüşür nicelerine gereksizce oysa… Hayat bu mudur acaba? Kararı vermek kolay mı sorgusuzca?”
Düşüncelerimin İziAli Havare · İkinci Adam Yayınları · 20260 okunma
Bildiğim bir şey varsa o da hiçbir şey bilmediğimdir.
Puan vermedi·201 syf.··
2026 32. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 23:03
Sokrates’in herhangi bir eser kaleme almamış olması, aslında onun felsefesinin en tutarlı kanıtıdır. O, bilgiyi kâğıda hapsetmek yerine, yaşayan insan zihninde, karşılıklı bir diyalog süzgecinden geçirerek aramayı seçti. Platon’un kaleminden süzülüp bize ulaşan "Sokrates’in Savunması", sadece Atina mahkemelerinde geçen bir davanın kayıtları değil; insan olma onurunun, dogma karşısında verdiği o kadim ve sarsıcı mücadelenin destanıdır. Platon’un hocası için söylediği şu söz, eserin anahtarı niteliğindedir: "Sokrates, her şeyden kuşkulanmanın doğurduğu belirsizliği aşabilmek için, mutlak etik değerlere dayanarak gerçek bilgeliği aramanın gerektiğini savunur." Sokrates’in suçu, Atina’nın o dönemdeki "karanlık" huzurunu bozmak, gençlerin zihinlerinde şüphe tohumları ekmek ve "bildiğini sananların" cehaletini yüzlerine vurmaktı. Bugünün dünyasında bile "sorgulayan zihnin" neden hala bir tehdit olarak algılandığını, 2400 yıl öncesinden bizlere haykıran bir metin bu. "Bildiğim bir şey varsa o da hiçbir şey bilmediğimdir. SokratesSokrates " Bu cümle, cehaletin en utanç verici formunun "bildiğini zannetmek" olduğunu gösteren bir bilgeliğin zirvesidir. Sokrates, ölümü bir kaçışla -firar ederek veya cezayı paraya çevirerek- erteleyebilecekken bunu reddeder. Çünkü o, ölümden değil; haksızlıktan, kendi ilkelerine ihanet etmekten ve ruhundaki o ahlaki tutarlılığı yitirmekten korkmaktadır. Onun için "kendini savunup ölmeyi, yalvarıp yakararak yaşamaya yeğ tutmak", mağlubiyet değil, felsefi bir zaferdir. Kitabın yapısını incelediğimizde; Euthyphron ile başlayan, savunmayla zirveye ulaşan, Kriton ile sadakati/hukuku sorgulatan ve Phaidon ile ruhun ölümsüzlüğüne odaklanan dört bölümlük bir "yaşam kılavuzu" ile karşılaşıyoruz. Özellikle Kriton bölümündeki o firar teklifi, Sokrates’in kendi
1000Kitap
Sokrates'in SavunmasıPlaton (Eflatun) · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202564,6bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Kendi Halkına Yabancı Bir Aydın: Yaban
6/10
·214 syf.··
2026 10. kitabı
#okudumbitti Yaban - Yakup Kadri Karaosmanoğlu ••• Yaban, Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Türk edebiyatında önemli bir yere sahip olan ve Cumhuriyet döneminin gerçekliğini çarpıcı bir şekilde yansıtan romanlarından biridir. Sevgili Yusuf Kaplan Hocamızın, MTO konuşma videolarında ara ara, ismini duyduğum bir yazardı Karaosmanoğlu, o yüzden okuma listeme eklemiştim, kendiliğimden şans vermezdim zannımca. O sebeple, benim yazar ile tanışma kitabım oldu. Neyse gelelim kitap konusuna : Eser, Birinci Dünya Savaşı’nda yaralanan Ahmet Celal’in bir Anadolu köyüne yerleşmesiyle yaşadığı yabancılaşma anlatılır. Yüzeyde bir köy hikâyesi gibi görünse de aslında aydın ile halk arasındaki derin kopuşu anlatıyor. Romanın merkezinde yer alan yabancılaşma teması, Ahmet Celal’in köylülerle kuramadığı bağ üzerinden verilir. Ahmet Celal, köylüyü anlamaya çalışsa da onların dünyasına nüfuz edemez; köylüler de onu kendilerinden biri olarak görmez. Bu karşılıklı mesafe, yalnızca bireysel bir uyumsuzluk değil, aynı zamanda dönemin "aydın"larının halktan ne kadar uzaklaştığının bir göstergesi, burada yazarın açık eleştirisini görüyoruz. Ayrıca, romanda köylülerin çoğu zaman cahil, ilgisiz ve duyarsız bir kitle olarak tasvir edilmesi, sert bir üslup ile kaleme alınması, yazarımızın düşüncelerini eleştiriye açık hale getiriyor . Ailesinden dolayı bu aydın ve seçkin sınıfına ait olduğundan Karaosmanoğlu, romandaki köylü tasvirlerinin şekillenmesinde etkili olduğunu hissediyor okuyucu. Anadolu tasviri ise oldukça gerçekçi, idealize edilmiş bir köy hayatı sunmak yerine yoksulluğun, umutsuzluğun hâkim olduğu sert bir tablo çizer. Bu yönüyle Yaban, okuyucuyu rahatsız eden ancak düşünmeye, araştırmaya zorlayan bir eser. Ve yalnızca yazıldığı dönemi değil, günümüzü de sorgulatan güçlü bir klasik olarak
YabanYakup Kadri Karaosmanoğlu · İletişim Yayınları · 202154,5bin okunma
Puan vermedi·250 syf.··
2026 37. kitabı
Bu kitap da bana aşırı saçma geldi. Zaten bu kısa kitapların olayı galiba her şeyi ışık hızında yaşatmaları ve büyük kısmının sürekli aynı tarz sahnelerden oluşması. Neyse, başlayayım. Kızımız Ruby. Nenesini kaybetmiş ve onun yanına, deniz kenarındaki bir ada ülkesine gitmiş. Normalde başka bir yerde yaşıyor ama nenesi hastalanınca onun yanında kalmış. Sahilde sürekli izlediği bir adam var: Bodhi. Burasının en zengin adamı. Ruby uzaktan uzağa adama aşık olmuş, sürekli sahilde oturup onun sörf yapmasını izliyor. Bir gün yine sahilde Bodhi’yi izlerken babası arıyor. Adam direkt diyor ki: “Nenenin evini hemen boşalt. Ben evi sattım.” Kız zaten şok oluyor. Daha ne olduğunu anlayamadan hayatı altüst oluyor. Tam o sırada da Bodhi, Ruby’yi ilk kez fark ediyor. Ve olaylar burada iyice saçmalamaya başlıyor. Adam kızı görür görmez resmen takıntı yapıyor: “Bu kız benim olacak.” Sonra bütün ekibini seferber ediyor, dükkânlarını bile kapattırıyor: “Herkes bu kızı bulacak!” Sonra Ruby yine sahile gidiyor ve bu sefer gerçekten karşılaşıyorlar. Adam denizde boğuluyor gibi bir şey oluyor, Ruby koşarak yanına gidiyor. Daha ilk karşılaşmaları ve anında aşırı yakınlaşıyorlar. Sonra adam kızı arabasına bindiriyor. Daha kızın adını bile bilmiyor ama bir anda emirler vermeye başlıyor. Ben burada “Bir dur, sakin ol” oldum zaten. Kız da dünden razı gibi davranıyor. Sonra kız diyor ki: “Ben iki gün sonra gidiyorum.” Çünkü aslında oralı değil. Adam bunu öğrenince gidip kızın pasaportunu alıyor, kilitliyor, anahtarı da bir yere atıyor. “Hiçbir yere gitmiyorsun. Benim ofisimde çalışacaksın.” Kızım bir sorgula ya! Elalemin adamı sonuçta. Evli mi, neci, kimdir hiç umursamıyor. Soyun diyor salak kız soyunuyor arabada tövbest. Anında bir aşna fişna durumu. Önce ismini sorsaydın be bacım. Bu arada
Sun, Sand, and SeductionOlivia T. Turner · ‎Independently published · 20195 okunma
9/10
·448 syf.··
Beğendi
·
2026 101. kitabı
Herkese Merhaba Bugün sizlere Dersim ÖzelDersim Özel kaleminden Yolun Sonundaki KadınlarYolun Sonundaki Kadınlar kitabının yorumu ile geldim Mayıs ayının sıradaki kitabı 2026 yılı basımlı 448 sayfalık bir kitap •Yazarı daha önce Sarı kitabıyla tanımış ve o sarsıcı üslubuna hayran kalmıştım; bu eserinde de kaleminin o kendine has ağırlığını her sayfada hissediyorsunuz. Bu kez karşımızdaki bir psikolojik polisiye. Bu alt tür benim için de yepyeni ve etkileyici bir deneyim oldu. •Hikâyenin merkezinde cinayet büroda çalışan bir komiserimiz var ama bu bildiğiniz dedektif hikâyelerine hiç benzemiyor. Komiserimiz, memleketin kanayan yarası olan kadın cinayetlerine tanıklık etmekten o kadar yıpranmış ki, artık gerçeklikle bağı kopma noktasına gelmiş. Kitap bizi karakterin bilinç dışı katmanlarında gezdiriyor; rüyaları, ölen kadınların hayalleri ve katillerin silüetleri arasında bir tür zihinsel tur atıyoruz. •Olay yerindeki o meşhur sarı şeritlerin ardındaki insan manzaraları ise kitabın en can yakıcı kısımları. Olay mahallindeki ölü sevici diye tabir edilen, acıma duygusundan yoksun duygusuz gözlemciler, ölen kadının ardından kesin bir şey yapmıştır önyargısıyla bakan o karanlık bakışlar beni benden aldı. Karakterin bu atmosferde geliştirdiği önce kaç, sonra sorgula felsefesi aslında ne kadar savunmasız kaldığının bir kanıtı gibi. •Kitabın ruhuna bir Mobius Şeridi metaforu hakim; yani her şey sonsuz bir döngüden ibaret. "Zamanın ruhu çok kızgın" diyor yazar, kimsenin suçsuzluğuna inanmayan bir öfke bu. Karakterin tüm mağdurlardan öğrendiği o tek ders ise kulağa küpe cinsten; Kendi gerçeğine sıkı sıkı tutunma. •Tam bu karmaşanın ortasında, komiserimiz yaşlı bir adamdan hayatını değiştirecek gizemli bir iş teklifi alıyor. Elinde sadece bir miktar para, bir fotoğraf ve beklemesi gereken bir yer var. İşte o andan itibaren olaylar
Yolun Sonundaki KadınlarDersim Özel · Alakarga Sanat Yayınları · 202637 okunma
10/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2026 106. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 24 Nisan 2026 00:00
"SEVGİ VE CİNSELLİK" Sevgi ve cinsellik… İnsanlık bu iki kelimeyi yüzyıllardır bir elinde gül, diğer elinde bıçakla taşıyor. Çoğu düşünür bu iki gücü ya putlaştırdı (Platon’un kanatlı aşkı) ya da lanetledi (Kilise Babalarının günahkâr teni). Ama bir adam geldi, bu iki şeyin aynı madalyonun iki yüzü değil, filmin kendisi olduğunu söyledi: Sigmund Freud. Freud’un bu konudaki üç makale’sini okumak, bir şiiri okumak gibi değildir; bir fotoğraf stüdyosunda karanlık odaya kapanıp, banyo edilen bir fotoğrafı izlemek gibidir. O fotoğraflar netleştikçe kendi yüzünü görmeye başlarsın. Ve çoğu zaman hoşlanmazsın gördüğün şeyden. Freud’dan önce sevgi, âhlak felsefesinin konusuydu; cinsellik ise tıbbın. Freud her ikisini birden bilinçaltının odasına kapattı. Ona göre insan kendini ne kadar “medeni” sanırsa sansın, bilinçdışının duvarlarına kazınmış binlerce yıllık cinsel izler vardır. İşte bu yüzden Freud’u anlamak, bir arkeolog gibi kazmak değil, bir fotoğrafçı gibi geliştirmek gerekir. Çünkü o bize şunu anlatır: Sevdiğin her insan, aslında çocukluğunda karanlık odada bir anlığına ışık yaktığın bir yüzün yansımasıdır. O yüz, annenin yanağı olabilir; babasının gölgesi olabilir; ya da hiç verilmemiş bir tokadın havadaki izi. Freud’un en rahatsız edici tezi belki de şudur: Aşk dediğin o yüce, ilahi, kendini feda eden bağlanma hali, aslında libidonun (cinsel enerji) bir başkasının üzerine projekte edilmesidir. Romantik bir akşam yemeğinde gözlerinin içine bakan sevgilinin arkasında, aslında senin hiç çözemediğin bir çocukluk sahnesi vardır. Freud bu noktada merhametsizdir. Seni sen yapan seçimlerin, “özgür irade” dediğin o kutsal şey, aslında beşikten itibaren yüzüne tutulmuş bir projektörün ışığında şekillenmiştir. Ve o ışığın adı, cinsel meraktır. Tüm bu perdenin arkasında,
Edebiyat
Sevgi ve CinsellikSigmund Freud · Cem Yayınevi · 035 okunma