Kütüphane Kedisi – Alex Howard
Kapak tasarımıyla ve ortaya çıkış hikâyesiyle insanı hemen içine çeken, “tatlı” bir kitap gibi duruyor.
Edinburgh Üniversitesi Ana Kütüphanesi’nde yaşayan bir kedinin fotoğrafıyla başlayan ve o fotoğrafın altına gelen Facebook yorumlarından doğan bir kitap bu.
Ama okudukça şunu fark ediyorsunuz:
Bu sadece bir kedi hikâyesi değil.
Yazar, insanlara dair eleştirilerini ve düşüncelerini doğrudan kendi sesiyle değil, bu kütüphane kedisinin zihnine girerek anlatmayı seçmiş. Biz de sayfalar boyunca aslında bir kedinin değil, yazarın gözündeki kedi beyninin içindeyiz.
Kütüphane kedisiyle tanışıyoruz;
ne yediğini, nerelerde durmayı sevdiğini, yol çalışmaları sırasında karşılaştığı diğer kediyi, Sorti denen koltuğun onun için neden bu kadar önemli olduğunu…
Nietzsche’ye yakın hisseden, böcek yiyen, pastırma seven öğrencileri gözlemleyen, düşüncelerini asla saklamayan bir kediyi okuyoruz.
Ama itiraf etmeliyim ki ben bu kitapla biraz zor bağlandım.
Kedinin gözünden yapılan bu felsefi insan okumaları zaman zaman beni çok düşündürdü:
Burada gerçekten derin bir felsefe mi anlatılıyor, yoksa sadece bir gözlem mi?
Her bölümün sonunda yer alan kısa özetler —
kedinin ruh hâli, yediği yemekler, önerdiği kitaplar ve insanlar hakkındaki keşifleri — kitabın en sevdiğim kısımlarıydı.
Çünkü orada, insanların söyleyip söyleyemediklerini bir kedinin gözünden okumak gerçekten etkileyiciydi.
Yine de…
Kitap tatlıydı, yer yer düşündürücüydü, hayatın küçük gerçeklerini fısıldıyordu ama ben onunla tam anlamıyla uyuşamadım.
Kütüphane kedisiyle evet, bir samimiyet kurdum.
Ama kitapla aynı bağı kurabildiğimi söyleyemeyeceğim.
Türünü sevenler, kedilerin gözünden insanları okumayı sevenler için güzel bir deneyim olabilir.
Benim içinse biraz mesafeli ama ilginç bir