İlaç mı, Psikoterapi mi? Belki de Yanlış Soruyu Soruyoruz
Depresyon söz konusu olduğunda tartışma çoğu zaman “ilaç mı, psikoterapi mi?” ikilemine sıkışıyor. Oysa sorun bundan daha karmaşık görünüyor. Depresyonun ne olduğu, hangi alt tiplerden oluştuğu ve hangi biyolojik ya da psikososyal mekanizmalarla ortaya çıktığı konusunda hâlâ önemli belirsizlikler bulunuyor. Tanı süreçlerindeki güçlükler ve yüksek plasebo yanıtları da bu tabloyu daha karmaşık hale getiriyor. Bu nedenle “depresyon tamamen biyolojiktir” ya da “depresyon tamamen yaşam koşullarının ürünüdür” gibi kesin ifadeler mevcut verilerin desteklediğinden daha iddialı görünüyor. Aynı şekilde, ilaçların her şeyi çözeceğini veya psikoterapinin tek başına yeterli olacağını söylemek de gerçekliğin karmaşıklığını gözden kaçırabiliyor. Belki de bugün için daha doğru soru, “İlaç mı, psikoterapi mi?” değil; “Hangi hasta, hangi koşulda, hangi yaklaşımdan daha fazla fayda görüyor?” sorusudur. – Çağrı ÖZPOLAT, Bibliyosmia, 15.06.2026
Bibliyosmia
Sizce?
Epeydir aklıma takılan bir soru var PDF olarak kitap okumak genel olarak pek hoş görülen bir şey değil nedense. ( Yazara haksızlık olarak görülüyor genellikle.) Ama kütüphaneden kitap alıp okumak gayet normal bir şey olarak görülüyor. Halbuki iki durumda da bir kitabı birçok kişi ücretsiz bir şekilde okumuş oluyor. O halde ikisini birbirinden ayıran şey nedir?
Reklam
merhabalar
Aramızda avukat olan varmı acaba bir kaç soru soracaktım yardımcı ola bilecek olan varmı?
zaqa.net/enkazcocuk1 bu ne bilmiom herkeste var banada yapın soru falan cevaplanıyor galiba
ÖZGÜRLÜĞÜN SINIRI: İSTEMENİN KÖKENİ, BEDENİN HÜKMÜ VE FARKINDALIĞIN İMKÂNI I. İnsan Gerçekten Özgür Müdür? Modern insan kendisini özgür bir varlık olarak düşünmeye eğilimlidir. Karar verdiğine inanır. Seçtiğine inanır. İstediğine inanır. Hayatına yön verdiğine inanır. Bu nedenle insanın kendisi hakkındaki en temel varsayımlarından biri şudur: «"Hayatımın sahibi benim."» Fakat insan davranışlarına daha yakından bakıldığında bu varsayımın sandığımız kadar sağlam olmadığı görülür. İnsan birçok şeyi seçebilir. Fakat seçmeden önce istemek zorundadır. Ve tam burada özgürlük probleminin merkezi ortaya çıkar. Çünkü insan yaptığı şeyi nasıl yapacağını seçebilir. Ama yaptığı şeyi istemeyi seçemez.
​Geçenlerde mahallemizde dünyamızdan ayrılan yaşlı bir teyzenin ardından evindeki eşyalara bakılırken, herkesin aklına şu soru gelmiş: "Bu kadar kitap şimdi ne olacak?" ​Hayatı boyunca kim bilir kaç hikâyenin içinde kaybolmuş, kaç satırın altını çizmiş, kaç sayfaya gözyaşını ya da tebessümünü bırakmıştı... İşte tam o anda, o koca kitap deryasının içinde akıllarına ben gelmişim. Onun ellerinin değdiği, gözlerinin nurunu bıraktığı o güzelim kitaplardan koca bir seçkiyi benim için ayırmışlar. Aslında ne ben onları tanıyorum ne de onlar beni. Malum beton yığınlarının arasında insanlıktan bi haber yaşıyoruz. Beni, balkonda kitap okurken gören birisinin yönlendirmesiyle bulmuşlar. ​Haberini aldığımdan beri içimde tarif edilemez, çok derin bir duygu dalgalanıyor. Bu sadece bir kitap hediyesi değil; bu bir ömrün, bir birikimin ve en önemlisi, bana duyulan o güvenin emaneti. O teyze artık aramızda olmasa da, altını çizdiği cümlelerde, sayfaların arasındaki o yaşanmışlık kokusunda benimle konuşmaya devam edecek. ​"Bir kitap, onu okuyan kişinin ruhundan izler taşır." ​Şimdi bana düşen; onun bıraktığı bu mirası baş tacı etmek, o sayfalara aynı sevgiyle dokunmak ve onun dünyasını kendi kütüphanemde yaşatmak. Keşke seninle yüz yüze tanışma fırsatım olsaydı, çevremde senin gibi değerli insanlar varmış da haberim yokmuş. Mekanın cennet olsun güzel teyzem; emanetin, ruhumun en güzel köşesinde saklı kalacak.
Reklam
Reklam