Kitap Okumak mı, Egzersiz Yapmak mı?
Bu soru bazen yanlış bir karşılaştırma içeriyor olabilir. Çünkü kitap okumak ile egzersiz yapmak birbirinin alternatifi değildir. Birisinin daha çok zihni, diğerinin ise bedeni desteklediği varsayılır. Ama zihin ve beden birbirinden tamamen ayrı şeyler de değildir. Düşüncelerimiz bedenimizi etkiler. Bedenimiz de düşüncelerimizi. Yalnızca kitap okuyarak fiziksel olarak güçlenemeyiz. Yalnızca egzersiz yaparak da okumanın ve düşünsel uğraşların yerini dolduramayız. Modern yaşam bizi seçim yapmaya zorluyor: Ya beden ya zihin. Oysa insan her ikisine de ihtiyaç duyar. Belki de mesele kitap mı, spor mu sorusu değildir. Mesele, aynı yaşamın ayrılmaz parçaları olan zihni ve bedeni birlikte geliştirebilmektir. — Çağrı ÖZPOLAT, Bibliyosmia, 21.06.2026
Bibliyosmia
Haydi bana soru sor
Zaqa.net/Nur06 Birazcık da soru cevap yapalım merak ettiğiniz soruları sorabilirsiniz hepinizi bekliyorum sorun gelsin bakalım...
Soru Cevap
Reklam
ZULÜM ALLAH'TAN MI GELİR: Dımaşkî - İktidar ve Kader
Hicrî 125 (M.S. 743) yılına yaklaşırken Şam’da, Bâb el-Ferâdîs “Cennet Kapısı” denilen kuzey sur kapısının önünde bir kalabalık toplanmıştı. Kapının altında, az sonra idam edilecek, elleri ve ayakları kesilmiş bir adam vardı; bazı rivayetlere göre, son sözünü söyleyemesin diye dili de kesilmişti. Yanında, bir zamanlar adaletiyle ünlü Halife Ömer b. Abdülaziz’in muhafızlığını yapmış olan müridi Sâlih b. Süveyd duruyordu, o da asılacaktı. İnfazı emreden, dönemin güçlü hükümdarı Hişâm b. Abdülmelik’ti. Asılan adamın adı Gaylân ed-Dımaşkî’ydi. Suçu bir isyan, suikast ya da ihanet değildi. Suçu, tek bir cümleydi: “İnsan, yaptığından kendisi sorumludur.” Bugün bize sıradan bir hakikat gibi görünen bu cümle, sekizinci yüzyıl Şam’ında bir adamın hayatına mal oldu. Çünkü o cümlenin arkasında, düzeni sarsabilecek bir cümle gizliydi: Eğer insan yaptığından sorumluysa, halife de yaptığından sorumludur ve zulüm “Allah böyle takdir etti” diyerek meşrulaştırılamaz. ŞAM’IN KÂTİBİ, SARAYIN İÇİNDEKİ YABANCI Gaylân ed-Dımaşkî’nin hayatına dair elimizdeki bilgiler sınırlı ve yer yer tartışmalıdır. Tam adıyla Ebû Mervân Gaylân b. Müslim, nisbesiyle el-Kıbtî ed-Dımaşkî, muhtemelen Mısırlı bir Kıptî ya da Himyer’in Kıbt koluna mensup bir aileden geliyordu. Her halükârda Arap aristokrasisinin dışında, mevâlî (azatlı) tabakasına mensuptu. Babasının Emevî hanedanına bağlı bir azatlı (yani köleliği sona erdirilmiş kimse) olduğu aktarılır. Kendisi ise Şam’da, imparatorluğun kalbinde, devlet kâtipliği yapıyordu. Kaynaklar onu, Abdülmelik b. Mervân’ın oğlu Saîd’e öğretmenlik yapacak kadar saraya yakın gösterir. Daha da önemlisi, sonradan “İslâm’ın en âdil halifesi” diye anılacak olan Ömer b. Abdülaziz onu yanına almış, vaazlarını dinlemiş ve bazı reformlarda ona dayanmıştı. ADALET SÖZ DEĞİL,
Alıntı
Bin çalıntı aşk tecrübesi bakıyor gözlerime, ah Soru soruyorsam tuzağına düşeceğim, bana günah Saklar mı yüreğin yüreğimi içinin her yerinde?
Elbet Bir Gün
Kalbimde acaba'sız Zihnimde soru kancaları olmadan da sevebilir miyim ki? Beyza
1000Kitap
Cennet hicbir zaman nerede sorusunun cevabı olmadı
Reklam
Reklam