Kadınlar genellikle narsist erkeklere mi âşık oluyor?
Bu soru bana çok soruluyor. Narsistik özellikleri belirgin olan erkeklere çekilen kadın sayısı sandığımızdan fazladır. Bunun sebebi "kadınlar hep iyi, erkekler kötü" gibi basit bir denklem değildir; aksine kültürün kodları, çocuklukta öğrenilen ilişki dili ve yetişkinlikteki ihtiyaçlar aynı potada birleşir. Tarih boyunca erkek, pek çok toplumda "koruyan kollayan" figür olarak anlatılmış, masallardaki o meşhur “kurtarıcı" imajı kız çocuklarının iç dünyasına yıllarca işlenmiştir. Mesaj şuna benzer: “Sen sabret, bir gün güçlü bir adam gelir ve seni bu zorluktan çıkarır."
Şu üç soru bize sıkça sorulur:
1. Çocuğumu ahlaken nasıl eğitmeliyim?
2. Çocuğumu dinen nasıl eğitmeliyim?
3.Çocuğumun teorik eğitim sürecini nasıl yönetmeliyim?
Üç soruya da benim standart cevabım her zaman bir tanedir: Kendini eğit.
1980'lerde felsefeci Hilary Putnam bu soruyu bir üst seviyeye şöyle yükseltti: "Fıçıdaki bir beyin miyim ben?" Bilim insanları beyninizi vücudunuzdan ayırmış olsa ve bir kitabın ellerinizde bıraktığı hissi, derinizin sıcaklığını, ellerinizin görünüşünü algıladığınızı inanmanızı sağlayacak şekilde korteksinizi uyarsa nereden anlayabilirdiniz? Bu soru, 1990'larda "Matrix'te mi yaşıyorum?" biçimine dönüştü. Günümüzdeki eşdeğeri ise şöyle: "Bir bilgisayar simülasyonu muyum ben?"
Jean Paul Sartre Kirli Eller adlı oyununda işlemiştir. Oyunun kahramanı genç bir entelektüel komünisttir. Yaşamın trajikleşen yönlerine ilgi duyan genç, parti tarafından tehlikeli görülen gene komünist bir lideri öldürmekle görevlendirilmiştir. İdeal ile cinayet arasındaki trajik gerilimi taşımaya çalışan genç komünist tam bir karara varamamasına rağmen lideri öldürmeye gider. Ancak oyunda olaylar öyle gelişir ki, genç silahını lidere yönelttiğinde, sevgilisinin onun kollarında olduğunu görür. Öfke ve şaşkınlık içindeki birkaç saniyede tetiği çekip lideri öldürür. Geriye kendi vicdanı ile hesaplaşmasını gerektiren, yanıtını asla bilemeyeceği bir soru kalır: Onu ideal için mi öldürmüştür, yoksa nefsine yenik düştüğü için mi?
Hastalık düzeyindeki kaygı ise bambaşka bir tablodur; hayatın tamamına yayılır ve zihni arka planda hiç durmadan çalışan bir motor gibi esir alır. Yürürken, yemek yerken, hatta en huzurlu anlarınızda bile o malum soru zihinde yankılanır: “Ya şöyle olursa, ya bu da başıma gelirse?" Bu cümle artık basit bir evham olmaktan çıkıp hayatın merkezine yerleşir.