Dünyayı Anlamadım
5/10
·69 syf.··
2026 245. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 29 Haziran 2026 02:34
Felsefi yönü baskın bir şiiri var yazarın, düşünen sorgulayan, sorular yönelten. Ölüm ise en gözde teması. Yaşama, evrene, zamana, dünyaya ve içindekilere yönelik o anlamadığı dünyaları nasıl anlamadığını mırıldanıyor. Kendi içinde tutarlı fakat beğenmedim.
Edebiyat
Dünyayı AnlamadımYaşar Kara · Yazılı Kağıt Yayınları · 201712 okunma
DON DEĞİŞTİRME|BİLİMKURGU/DİSTOPYA
Puan vermedi·320 syf.··
2026 4. kitabı
Dondurulan bedenlerin sırrından serçe katliamlarına, antik zeytin ağaçlarının kutsallığından yapay pandemilere ve kanlı kehanetlere uzanan derin bir sorgulama... Bilim gerçekten insanlığa mı hizmet ediyor, yoksa bizi bilinçsiz bir felakete mi sürüklüyor? Yapay rahimler ve S-ICE cihazıyla ruh göçü, don değiştirme ya da ölümsüzlük mümkün olabilir mi? Ve en önemlisi; Doğa Ana, insanlığın kulağına ne fısıldıyor? Tüm bu sarsıcı sorular, insanı derinden yakalayan felsefi ve edebi bir üslupla "Don Değiştirme" romanında hayat buluyor. Hikâyeyi, alışılmışın dışında bir rehberden; olayları derin bir empatiyle betimleyen Köpek Yin ve dostlarından dinleyeceksiniz. Sayfaları çevirirken bildiğiniz gerçekliği sorgulayacak, araştırmaya başladıkça dünyayı gören üçüncü gözünüzün yavaşça açıldığını hissedeceksiniz. Gerçeklik, içinizdeki o korumacı ve narsist eleştirmenin zihninize oynadığı bir oyundan ibaret olabilir mi?
Edebiyat & Roman
Don DeğiştirmeMahir Gündoğdu · Karina Yayınevi · 20261 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
İyilik yaptında noolllduuuu???
10/10
·779 syf.··
Beğendi
·
2026 61. kitabı
·
27 günde okudu
·
Okunma: 28 Haziran 2026 23:35
Budala, benim için olaylardan çok karakterlerin zihnine yapılan uzun bir yolculuktu. Bu yüzden de öyle bir oturuşta okunup geçilecek bir kitap değil. Ben zaten bu tarz klasik romanları bayağı uzun sürede bitirebiliyorum. Hatta bu kitabı 1-2 günde bitiren insanları görünce gerçekten şaşırıyorum. Hiç mi sindirmiyorsunuz arkadaş? Yoksa benim bilmediğim gizli bir okuma yeteneğiniz falan mı var? Varsa gerçekten öğretin.:) Çünkü ben neredeyse her birkaç sayfada bir durup düşünüyorum. Altını çizdiğim bir cümle oluyor, üzerine kafa yorduğum bir karakter oluyor ya da “Dostoyevski bunu niye özellikle böyle yazmış?” diye kendi kendime sorgulamaya başlıyorum. Hal böyle olunca kitap da doğal olarak uzuyor. Ama bence bu kitap tam da böyle okunmalı. Hızlıca tüketilecek bir roman değil. Sindire sindire, karakterlerle birlikte düşünerek okununca asıl etkisini gösteriyor. Ben okurken sadece Mışkin’i, Nastasya’yı ya da Rogojin’i okumadım; zaman zaman kendimden de parçalar buldum. Belki de Budala’nın en güçlü yanı bu. Kitap bittikten sonra hikâyesinden çok, insanın içine bıraktığı sorular aklında kalıyor.
BudalaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201231,6bin okunma
Puan vermedi·531 syf.··
2026 20. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 28 Haziran 2026 23:10
Gerilim -polisiye tarzındaki bu romanında Simmel, yine toplumsal sorunlara, insan psikolojisine ,insan vicdanına ölüm ve sonrasına dair sorular,sorgulamalar yapmaktadır. İkinci Dünya savaşı sonrası silahlanma ve özellikle nükleer silah yarışının yarattığı korku, Almanya'daki neonazilerin özellikle Türk düşmanlığı gibi toplumsal siyasal sorunların yanında, bir suçlunun vicdanına nasıl yenik düştüğünü de göstermektedir. Kitabın asıl sorgusu ise kişi geçmişini silebilir mi,geçmişinden bağımsız yeni bir dünya kurabilir mi sorusudur. Geçmişinden tamamen kaçıp kurtulmak ve Bambaşka biri olmak mümkün müdür? Kitabın baş kahramanı Parisli ünlü avukat Duhamel, bir uçak kazasından kurtulunca yeni bir kimliğe bürünür,ancak geçmişi peşini bırakmaz. Kitap hayatın akışına uygun sürpriz bir sonla biter.
Bırakın YaşasınlarJ. Mario Simmel · Altın Kitaplar · 198347 okunma
Bir ARAF hikâyesi
8/10
·212 syf.··
2026 17. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 28 Haziran 2026 13:03
Kitabı bitirdiğimde hissettiğim ilk şey, derin bir iç çekme isteğiydi.. Bazı kitapların kapağını kapatıp rafına kaldırırsınız ve hikaye orada biter. Bazıları ise son sayfasını okusanız bile zihninizin koridorlarında yankılanmaya, sizinle yaşamaya, sorular sordurmaya, ihtimalleri düşündürmeye devam eder. Ha bir de hüzünlendirmeye.. (´-`) Alper Turgay Cehiz ’in kaleme aldığı Araf , benim için tam olarak bu ikinci kategoriye giren, bittiği yerde içimde yeni bir yolculuk başlatan kitaplardan oldu. Bazen hayat istediğimiz gibi akmaz, en çok istediklerimiz hep içimizde birer ukde olarak kalır ya; hepimiz dışarıya bambaşka yüzler sergilerken, içimizde kimseye anlatamadığımız, kendimizden bile sakladığımız sırlarla yaşarız. İşte Araf , bu saklanan sırların insanı nasıl bir çıkmaza sürüklediğini çok iyi özetlemiş. Bazen birini çok sevmek de o sırların arkasına saklanıyor, bazen de geçmişten gelen bir kırgınlık bugünü tamamen gölgeliyor. Kitap tam olarak adının hakkını verip, bizi o sıkışmışlık duygusunun tam ortasına bırakıyor. Ercan’ın çocukluğundan taşıdığı baba sevgisizliğinin o yarası, Beren, Adara ve Sezer’in kesişen yolları, tek bir kişinin, etrafındaki kaç kişinin hayatını etkileyebileceği, aslında hepimizin hayatında en az bir kez olsun uğradığı o "keşkeler" durağını temsil ediyor. Yazarın dilindeki o sadelik, romanı bir kurgu olmaktan çıkarıp hayatın kendisi yapmış. Süslü cümlelerle edebiyat parçalamıyor; tam aksine, hayat ne kadar yalın ve yalansızsa o kadar duru bir dille anlatıyor her şeyi. Karakterlerin o çıkmazlarını, fedakârlıklarını ve "keşke" dedikleri anları okurken şunu anlıyorsunuz: Ercan ya da Beren sadece kitaptaki birer isim, birer karakter değil. **Aslında hepimiz kendi hayatlarımızın kuytusunda belki birer Ercan’ız, birer Adara’yız, birer Beren'iz.
1000Kitap
ArafAlper Turgay Cehiz · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 202635 okunma
Puan vermedi
Budala, yalnızca iyi bir insanın hikâyesini anlatmaz; aynı zamanda toplumun iyiliğe karşı nasıl bir tavır aldığını da gözler önüne serer. Dostoyevski, Prens Mışkin karakteri üzerinden ahlaki saflığın, çıkar ve hırsla örülü bir dünyada neden kırılgan hâle geldiğini sorgular. Mışkin, insanlara önyargısız yaklaşır, affetmeyi bilir ve herkeste bir umut ışığı arar. Fakat tam da bu özellikleri, içinde bulunduğu toplum tarafından güçsüzlük ve saflık olarak değerlendirilir. Romanın en acı yönlerinden biri de budur: İnsanlar, kendilerine iyilikle yaklaşanı anlamakta zorlanırken, kötülüğü ve bencilliği daha tanıdık bulurlar. Eserdeki karakterler yalnızca olayları ilerleten kişiler değil, insan doğasının farklı yönlerini temsil eden sembollerdir. Her biri sevgi, kıskançlık, tutku, kibir, korku ve vicdan arasında sıkışıp kalmıştır. Dostoyevski, hiçbir karakteri bütünüyle iyi ya da kötü olarak çizmez; aksine insanın iç dünyasındaki çatışmaların onu nasıl şekillendirdiğini gösterir. Bu nedenle roman, yalnızca karakterleri değil, okurun kendi vicdanını da sorgulamasına neden olur. Romanın en güçlü yönlerinden biri de sevgi kavramını ele alış biçimidir. Burada sevgi yalnızca romantik bir duygu değildir; merhamet, fedakârlık ve insanı olduğu gibi kabul edebilme cesaretidir. Ancak Dostoyevski, sevginin tek başına her şeyi iyileştiremeyeceğini de gösterir. Kırılmış ruhlar, bastırılmış tutkular ve toplumsal önyargılar, en saf duyguları bile trajediye dönüştürebilir. Bu yönüyle Budala, sadece bir dönemin Rus toplumunu anlatan klasik bir eser değil, insan ruhunun değişmeyen gerçeklerini ortaya koyan evrensel bir romandır. Kitap bittiğinde okurun zihninde yalnızca yaşanan olaylar değil, “Gerçek iyilik nedir?”, “İnsan neden iyiliği zayıflık sanır?” ve “Merhamet, acımasız bir dünyada ayakta
Duygu ve Düşünce
BudalaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201231,6bin okunma