Uzun zamandır aklıma takılan bir soruydu !!!
Kader denilen şey çok garip değil mi ? Atıyorum bir günah işledim kaderimde tövbe etmekte benim elimde, tövbe etmemekte. Allah seçimi her ne kadar bana bıraksa da tövbe edeceğimi de biliyor, etmeyeceğimi de. Bu durumda cennete mi cehenneme mi gideceğimi de biliyor önceden zaten, o zaman nasıl oluyor da sorumlu ben oluyorum ?
Bir Emevi mirası: Sorumluluğu Allah'a atmak
Kur'an'da anlatılan "kader" kozmoloji için konan ölçüleri-yasaları ifade eder. 1 Bu bağlamda insanın kaderi de "özgür iradesi ile yaptığı seçimler" ekseninde ölçülendirilir. 2  Bu sebepledir ki seçimlerimizin sonuçlarının getirdiği sorumlulukları vardır. İşte bu sorumluluklardan kaçınmak isteyenler kendi tercihlerinin, kararlarının yol açtığı sorunlarla yüzleşmekten kaçmanın yolu olarak tüm bunların kendileri dışındaki faktörleri sonucu olduğunu bunun önceden belirlenmiş bir plan/kader olduğunu iddia ederler. Özellikle de sorumluluk toplumsal ise yani siyasi liderler kendi sorumluluklarındaki eylemleri meşrulaştırmak, bu icraatları sorgulatmamak için "Biz yapmıyoruz; bunları bize Allah yaptırıyor" derler. Bu tarihin en eski siyasi manipülasyonudur: Allah'ı kendine kalkan edinip, sorumluyken kendilerini sorgulanamaz kılmak… Yöneticilerin kaderi kullanıp Allah'ı istismar etme taktiklerinin Müslümanların tarihindeki ilk izdüşümünü Muaviye'de rastlıyoruz.  Peygamberimizin arkadaşlarından Hucr b. Adiy'i Hz. Ali taraftarı olduğu için öldüren Muaviye, tepkiler karşısında zor durumdaydı. "Biz yapmadık, Allah yaptırdı bize" diyerek kendisini sorgulanamaz kılmaya çalışmıştı. Emevilerle birlikte "Zillullahi fi'l-Arz" (Allah'ın yeryüzündeki gölgesi) ve "Sultânullahi fi Arzihî" (Allah'ın yeryüzündeki gücü) gibi sıfatlarla kutsallık kazandırılıyor, sultanların her icraatı, Allah adına sayılıyor dolayısıyla eleştirilemiyordu. Çünkü bu yapan, Allah adına(!) iş yapan birisiydi. Muaviye'den sonra yerine sultan olarak varis bıraktığı Yezid döneminde Kerbela, Harre gibi travmatik katliamlarına, kadınlara tecavüzlere, yağma ve yolsuzluklara vb. büyük yıkımlarına gerekçe olarak bunların Allah'ın önceden belirlediği planı/kaderi olduğunu camilerden vaaz ettirmişti.  Bir başka Emevi
Alıntı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
ZULÜM ALLAH'TAN MI GELİR: Dımaşkî - İktidar ve Kader
Hicrî 125 (M.S. 743) yılına yaklaşırken Şam’da, Bâb el-Ferâdîs “Cennet Kapısı” denilen kuzey sur kapısının önünde bir kalabalık toplanmıştı. Kapının altında, az sonra idam edilecek, elleri ve ayakları kesilmiş bir adam vardı; bazı rivayetlere göre, son sözünü söyleyemesin diye dili de kesilmişti. Yanında, bir zamanlar adaletiyle ünlü Halife Ömer b. Abdülaziz’in muhafızlığını yapmış olan müridi Sâlih b. Süveyd duruyordu, o da asılacaktı. İnfazı emreden, dönemin güçlü hükümdarı Hişâm b. Abdülmelik’ti. Asılan adamın adı Gaylân ed-Dımaşkî’ydi. Suçu bir isyan, suikast ya da ihanet değildi. Suçu, tek bir cümleydi: “İnsan, yaptığından kendisi sorumludur.” Bugün bize sıradan bir hakikat gibi görünen bu cümle, sekizinci yüzyıl Şam’ında bir adamın hayatına mal oldu. Çünkü o cümlenin arkasında, düzeni sarsabilecek bir cümle gizliydi: Eğer insan yaptığından sorumluysa, halife de yaptığından sorumludur ve zulüm “Allah böyle takdir etti” diyerek meşrulaştırılamaz. ŞAM’IN KÂTİBİ, SARAYIN İÇİNDEKİ YABANCI Gaylân ed-Dımaşkî’nin hayatına dair elimizdeki bilgiler sınırlı ve yer yer tartışmalıdır. Tam adıyla Ebû Mervân Gaylân b. Müslim, nisbesiyle el-Kıbtî ed-Dımaşkî, muhtemelen Mısırlı bir Kıptî ya da Himyer’in Kıbt koluna mensup bir aileden geliyordu. Her halükârda Arap aristokrasisinin dışında, mevâlî (azatlı) tabakasına mensuptu. Babasının Emevî hanedanına bağlı bir azatlı (yani köleliği sona erdirilmiş kimse) olduğu aktarılır. Kendisi ise Şam’da, imparatorluğun kalbinde, devlet kâtipliği yapıyordu. Kaynaklar onu, Abdülmelik b. Mervân’ın oğlu Saîd’e öğretmenlik yapacak kadar saraya yakın gösterir. Daha da önemlisi, sonradan “İslâm’ın en âdil halifesi” diye anılacak olan Ömer b. Abdülaziz onu yanına almış, vaazlarını dinlemiş ve bazı reformlarda ona dayanmıştı. ADALET SÖZ DEĞİL,
Alıntı
Bâkıllânî’nin "Vasıf/Nitelik" Teorisi ​Bâkıllânî, eylemi ikiye ayırarak kula bir alan açmaya çalıştı: ​Fiilin Zatını (Aslını) Yaratmak: Bir eylemin fiziksel olarak meydana gelmesini (örneğin elin yukarı kalkması, dilin dönmesi hareketini) Allah yaratır. ​Fiilin Vasıf/Nitelik Boyutu: O hareketin bir "itaat" mi yoksa "isyan" (günah) mı olacağını belirleyen, ona bu vasfı kazandıran şey kulun cüz'î kudretidir. Yani fiziki eylemi Allah yaratır ama ona ahlaki ve dini rengini kul verir. Dolayısıyla insan, fiilin zatından değil, ona yüklediği bu vasıftan ötürü sorumlu olur.
youtu.be/l2vdU2VTwVQ?si=... Yanlış saat bile günde iki defa doğruyu gösterir derler ya işte onun ıspatı. Kişiliğini karakterini sevmem ama söylediklerinde hiç bir yanlış yok. Yaptığı videolarda normal bir ülke de hükümetler devrilirdi ama bizde kimse utanmadı yapılanlardan. Çocuklara tarikat yurtlarında tecavüz edildi aileden sorumlu devlet başkanı çıktı bi kereden bişey olmaz dedi toplumdan ses çıkmadı. Adana yüreğirde yine kız öğrenci tarikat yurdunda yangın çıktı ve yaşları 11 ilâ 12 yaşlarında çocuklar diri diri yandı ama aslında o çocuklar yakıldı. Bu çocukların hamile kaldığı raporlarını ortaya çıkaran hemşire cezaevine atıldı kimse haber bile yapmadı. Şimdi bu toplum müslüman öyle mi ? Sanırım Allah bizim toplumu lanetledi ve bi kenara itti görmek istemiyor bu toplumu.
"Yüce Allah, dile getirmedikleri veya yapmadıkları müddetçe, içlerinden geçirdikleri şeylerden dolayı ümmetimi sorumlu tutmaz."(Nesâî, Talâk, 22)
Din