Roger Garaudy'nin bir asırlık ömrünün en hareketli yüzyıla denk düşmesi, onun birçok şeye tanık olmasına sebep olmuştur. Batı dünyasında meydana gelen birçok akımı eleştirel bir gözle değerlendirmiş, insanın Allah'a bağlı olmasının ve ferdin bütün insanlığın kaderinden sorumlu olma ilkesi gereği, insanlığa Batı'nın tükenmişliğini, çaresizliğini, bitmişliğini göstermeye kendisini adamış, kurumsal ve kurum dışı bütün hegomanyalara karşı Hakk'a teslim olmuş bir hürriyetin sözcülüğünü yapmıştır. Sömürgeden kurtulan İslam dünyasının içinde bulunduğu durumdan kurtulması, evrensel dilinin bütün dünyaya kurtuluş reçetesi olması gerektiğini dile getiren Garaudy, tarihe olan tanıklığını sadece kendisini anlatmak değil, bütün insanlığı kurtaracak bir vasiyet kararlılığıyla dile getirerek mücadelesini ölümüne kadar sürdürmüştür. Vasiyeti bu noktada, bir son olmadığını, geleceğe atılmış bir ışık hüviyetiyle bir başlangıç olduğunu ifade eden Garaudy, özellikle yeni nesillerde meydana gelen yozlaşmanın, önceki nesillerin geleceği ile yüzleşmesi olarak ele almış, buna vesile olanın da yine o nesillerin hegamonyalara bilinçsizce, düşünmeden, günü kurtarır bir şekilde, inanç sistemlerinin bir ritüel boyutu alması dolayısıyla meydana geldiğini ifade etmiştir. Her şartta, zaman ve zeminde doğruyu, kalabalıklara "durun burası çıkmaz sokak" diye haykırmanın gerekliliğini inancının öğretisi olan insanlığın kaderi ferdin sorumluluğundadır ilkesinden almış, bu noktada hangi fraksiyona ya da cepheye dahil olursa olsun, hayata bir anlam arama ve bu anlamı bütün insanlığa ulaştırma gayesinden vazgeçmemiştir. Komünizme dahil olurken de, komünizmden koparken de, İslam'a dahil olurken de hayatı anlama gayretini kendisine ana damar bilmiş, bu minval üzerinden bu yollara dahil olmuş ve ayrılmış,