Kırgınlık, ne öfke kadar gürültülüdür ne de hüzün kadar gözle görülür. Kırgınlık, içe doğru çöken bir sessizliktir. Bir zamanlar yürekten taşan güvenin, duvarlara çarpa çarpa yankı bulamadığı bir boşluktur. Kırgınlık, sevdiğin birinin adını kalbin hâlâ fısıldarken, dudaklarının susmasıdır. Gözlerinin onunla karşılaşma ihtimaline karşı istemsizce etrafa bakması ama kalbinin o an gelirse ne yapacağını bilememesidir. Sabahları uyanınca içini yakan o ilk düşüncenin, bir zamanlar en güzel yerleri dolduran kişiye artık yabancı hissettirmesidir. Kırgınlık; seni en iyi tanıyanın en derin yerinden tanımamazlıktan gelmesi, bir mesajı yazıp yazıp silmenin tekrarında boğazına düğümlenen kelimedir. Yüzünü görsen susmak, duysan duymamış gibi yapmaktır. Ama bir sokak lambasının soluk ışığında, bir şarkının ortasında, bir kalabalığın kıyısında yokluğunu hâlâ elinle yoklamaktır. Kendini düşünmekten alıkoymak istemek ama özlemekten vazgeçememektir; aynı zamanda da hatırlamaktan bıkmaktır. Ve en acısı kırgınlık, bağırmak isterken sesinin bir fısıltıdan farksız bir şekilde içine içine yankılanmasıdır.