kitabı bitirdikten sonra adeta bir inceleme yazma ihtiyacı hissettim. hâlâ şokun etkisindeyim ve üzerimde çok tuhaf duygular var. selahattin demirtaş’ın okuduğum üçüncü kitabı olan jamal, yazarın diğer eserleri gibi bende derin izler bıraktı.
hikâye; ailevi durumları nedeniyle kendini sokaklara vuran cemal’in, yemenli arkadaşı jamal’ın adını almasıyla beraber çıtırından bir girişle başlıyor. "geçimini sağlamak" ifadesini kullansaydım ve jamal gerçek bir kahraman olsaydı, muhtemelen bu ifademe kahkahalarla gülerdi. istiklal caddesi’nde bir kediyi insanlara sevdirmek ve küçük bir kazanç sağlamak umuduyla başlayan bu yolculuk; sözde ermeni, özde izmirli olan arus (iris/tuğba) ile karşılaşmasıyla jamal'ın sokak hayatı bambaşka bir boyuta evriliyor.
aşkı en derin haliyle; sevinci, heyecanı, kaybetme korkusunu, ölümü ve hayal kırıklığını bir arada yaşayan jamal, sokakları neden sevdiğini bir kez daha anlıyor. özgürlükle aşkı bir arada yürütmek isterken eninde sonunda birinden vazgeçmesi gerektiğini fark eden jamal'ın hikâyesi; asıl özgürlüğün aşkta değil, sokakta olduğunu bize çarpıcı bir hayat hikâyesiyle gösteriyor. selahattin demirtaş; insanlık, siyaset ve avukat kimliğinin yanı sıra yazar kimliğiyle de örnek alınacak bir figür olduğunu bu sıra dışı eseriyle bir kez daha okurlarına ve sevenlerine kanıtlamış.