Hâkimin Gerçek İmtihanı
Hâkimin imtihanı kürsüye oturduğu gün başlar, ancak kürsüden indiği gün bitmez. Klasik İslam tarihindeki en bilinen örneği Ebu Hanife’dir. Halife Mansur kendisine kadılık teklif ettiğinde reddetti; ısrar edilince kırbaçlanmaya ve hapse atılmaya razı oldu, ama zalim sultanın kadısı olmadı. İmam Mâlik, Halife karşısında durduğu yerden geri adım atmadı ve bedelini ödedi. Ahmed b. Hanbel, Mihne döneminin baskısı altında dahi inandığı şeyden vazgeçmedi. Bu örnekler, klasik geleneğin hâkim ve âlim için biriktirdiği vicdani sermayedir; kullanılmadığında zayi olan bir sermaye. Modern tarihten paralel örnekler vardır. İkinci Dünya Savaşı sonrası Nürnberg ve ardından gelen Hâkimler Davası (Justizverbrechen), “Ben sadece yürürlükteki hukuku uyguladım.” savunmasının evrensel ahlak karşısında bir savunma olmadığını ortaya koymuştur. Gustav Radbruch’un meşhur formülü tam da bu tecrübeden doğmuştur. Yasal biçimi taşısa dahi, adaletin özünü tahrip eden bir norm artık hukuk değildir; ona uymak da hâkimi sorumluluktan kurtarmaz. Apartheid Güney Afrikası’nda görevden istifa eden hâkimlerin tutumu, askeri cunta dönemi Latin Amerika’sında direnen hukukçuların hatırası, bugün ders alınması gereken örneklerdir. Hâkimin önünde her zaman seçenekler vardır. Karara muhalif kalmak, belirli dosyalardan çekilmek, açık bir hukuksuzluğa imza atmaktansa istifa etmek; hepsi seçenektir. Sessiz kalmak da bir seçimdir; ama sessizlik masumiyet değildir. “Ben sadece görevimi yaptım” cümlesi tarihte hiçbir hâkimi kurtarmamıştır. Bugün Türkiye’de cübbe giyen on binlerce hâkim ve savcı vardır; hepsinin bu çürümeye eşit ölçüde dahil olduğunu söylemek hem haksızlık hem hakikatsizliktir. Aralarında vicdanını koruyan, baskı altında dahi adaleti gözeten, içten içe bu gidişattan rahatsız olan, ancak yalnız
Alıntı
İbn Teymiyye bu konuyu Der’u Teâruzi’l-Akl ve’n-Nakl, Mecmûu’l-Fetâvâ ve Minhâcü’s-Sünne gibi eserlerinde defalarca işler. İşte konunun özünü veren en net asıl metinlerden biri (Der’u Teâruz, Cilt 1): ​ ​"فَإِنَّ لَفْظَ 'الْقَدِيمِ' فِي كِتَابِ اللَّهِ لَا يُرَادُ بِهِ مَا لَا أَوَّلَ لَهُ، بَلْ يُرَادُ بِهِ مَا تَقَادَمَ عَهْدُهُ... وَإِذَا كَانَ كَذَلِكَ، فَالْقَوْلُ بِبِقَاءِ حَوَادِثَ لَا نِهَايَةَ لَهَا فِي الْمُسْتَقْبَلِ هُوَ قَوْلُ جَمِيعِ الْمُسْلِمِينَ وَأَهْلِ الْقِبْلَةِ، وَأَمَّا حَوَادِثُ لَا نِهَايَةَ لَهَا فِي الْمَاضِي، فَالْقَائِلُونَ بِهِ طَوَائِفُ، وَهُوَ مَذْهَبُ أَئِمَّةِ الْحَدِيثِ وَالْفُقَهَاءِ: أَنَّ اللَّهَ لَمْ يَزَلْ فَاعِلًا لِمَا يَشَاءُ، وَأَنَّ فِعْلَهُ لَا بِدَايَةَ لَهُ كَمَا لَا نِهَايَةَ لَهُ، وَأَنَّ كُلَّ مَا سِوَاهُ مَخْلُوقٌ كَائِنٌ بَعْدَ أَنْ لَمْ يَكُنْ، فَلَيْسَ مَعَ اللَّهِ شَيْءٌ قَدِيمٌ مَعَهُ مِنْ مَخْلُوقَاتِهِ، بَلْ هُوَ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ، وَكُلُّ مَخْلُوقٍ مُحْدَثٌ مَسْبُوقٌ بِالْعَدَمِ، لَكِنْ لَمْ يَزَلْ خَالِقًا فَعَّالًا." ​ ​"Allah’ın kitabında (Kur'an'da) 'kadîm' kelimesiyle 'başlangıcı olmayan şey' kastedilmez; aksine üzerinden uzun zaman geçmiş olan şey kastedilir (Örn: eski hurma dalı gibi)... Durum böyle olunca, gelecekte sonu gelmeyecek hadislerin (sonradan olan şeylerin/cennet nimetlerinin) baki kalacağını söylemek tüm Müslümanların ve ehl-i kıblenin ortak görüşüdür. ​Geçmişte (ezelde) başlangıcı olmayan hadisler (yaratma zinciri) meselesine gelince; bunu savunan topluluklar vardır ve bu, hadis ve fıkıh imamlarının da mezhebidir: Allah, dilediği şeyi ezelden beri yapandır (fâildir). O'nun fiilinin (yaratmasının) sonu olmadığı gibi bir başlangıcı da yoktur. Allah’ın dışındaki her şey, yok iken sonradan var edilmiş bir mahluktur. Dolayısıyla mahlukatından hiçbir şey Allah ile birlikte kadîm (ortak ezelî)
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Biraz din notu:)
Şecaat: Yiğitlik, mertlik, cesaret. Tebyin: Dinin emirlerini açıklamak. İkrar: Açıkça söylemek, kabul etmek, onaylamak.
Önce bütün şairlere selam Sonra şunu söylemek isterim Ölüm hiçte güzel değil Ne sabah var ne akşam Sokakların ellerinden öperim Bana yaşamasını öğretmişlerdi Dost olsun düşman olsun İnsanlara iyi günler dilerim Söyle sarı saçlı daktiloya Ben yokum artık Vefasız dostlara hatırlat Kimseye kalmaz o dünya Nasıl unuturum güzeldi yaşamak Fakat hakkı varmış Oktay’ın “Hatıralar da dal istiyor Kuşlar gibi konacak”
Şiir
Dostoyevski bir delinin ruh halini anlattığı kitabını deli'nin şu sözleri ile bitiriyor.“Ben-,diyor deli, senin söylemek isteyipte söyleyemediğin sözleri söyledim.Yapmak isteyipte, kendini tuttuğun şeyleri yaptım.Sen akıllı olduğun için yavaş yavaş kendini öldürürken, ben hayatı dolu-dolu yaşadım. Sence ben deliyim..! Ama bence de sen bir ölüsün..”
Önce bütün şairlere selam Sonra şunu söylemek isterim Ölüm hiç de güzel değil Ne sabah var ne akşam. Sokakların ellerinden öperim Bana yaşamasını öğretmişlerdi Dost olsun, düşman olsun İnsanlara iyi günler dilerim. Söyle sarı saçlı daktiloya Ben yokum artık Vefasız dostlara hatırlat Kimseye kalmaz o dünya. Nasıl unuturum güzeldi yaşamak Fakat hakkı varmış Oktay'ın "Hâtıralar da dal istiyor Kuşlar gibi konacak." (Şimdilik)