Hiçbir zaman en cesur insan olmamıştım. En güçlü kesinlikle değildim. En şanslı? Asla.
En zeki? Belki. Viktor gibi akademik zekâ olmasa da fena olmadığım bir alandı.
Kendime esas güvendiğim alansa hayatta kalma güdümdü. Eğer kaçmam gerekirse kaçar, çalmam gerekirse çalar, yalan söylemem gerekirse gözümü bile kırpmazdım.
Sayın Süleyman Uludağ bir ilâhiyat profe sörüdür. Bu Sayın Profesörümüzün, 13/11/2011 tarihli Yeni Şafak Gaze-tesi'nde, Emeti Saruhan'a verdiği bir röportajı yayın-landı. Bahse konu röportajda Sayın Süleyman Uludağ şöyle diyor:
"2 sene İmam-Hatipte okudum. Sonra vakıf yurduna geçtim. 5 sene parasız okudum."
Emeti Saruhan soruyor:
Aradığınız eğitimi buldunuz mu?
Sayın Uludağ cevap veriyor:
"Bulduğumu söylemem çok zor.
(Daha önce kendi kendine okuduğu kitaplardan edindiği dinî bilgileri kastederek devam ediyor):
"Ben epey din bilgisine sahiptim. Kültür derslerine giren hocalarımız Eğitim Enstitü'lerinden gelmişti. Meslek dersleri öğretmenleri de yoktu, eski hocalar derse gi-rerdi. 1953'te Ankara İlâhiyat'tan mezun olup gelen hocalar da Kur'an-ı Kerim'i okumayı bile bilmezdi."
İşte hâl-i pûr melâlimiz...
"Artık Poirot'ya alışmıştım ve ona doktor, kendime de hemşiresi gözüyle bakıyordum. Sonuçta bu bir operasyondu ve o da operatör dü. Bu yüzden hemşiresi olarak gidip Belçikalının mendilini aramak bana normal gelmişti. Belki bunu söylemem tuhaf ama bir şekilde bundan hoşlanmaya bile başlamıştım. "