Ben bundan birşey anlamadım gitti birşey paylaşıyorum ne beğeni alıyor ne yorum yapıyorlar ben boşu boşuna mı paylaşıyorum beğenin yada yorum yapın o kadar uğraşıyorum paylaşıyorum siz saygısızlık yapıyorsunuz bana diğer insanlardan ne eksiğim var söylesenize
Filozoflar Kahvesi
Garson bir gün masadaki filozoflara sordu: ​"Söylesenize ey bilgeler! Hepinizin fincanına aynı cezveden, aynı kahveyi doldurduğum halde, neden her biriniz ondan bambaşka bir tat alıyorsunuz?" ​Sokrates gülümsedi: ​“Çünkü biz kahveyi olduğu gibi değil, olduğumuz hâlle tadarız. Kahve bize kendisini değil, içimizde sakladığımız günü anlatır. Ateş nasıl yaktığı şeyin özünü ortaya çıkarıyorsa, hayat da insanın içindekini ortaya çıkarır.” ​Seneca fincanını yavaşça masaya bıraktı: ​“İnsan bazen kahve içmez... Kendi yalnızlığını içer. Kimi acılığı sever, çünkü içinde zaten kırılmış bir taraf vardır.” ​Platon başını kaldırdı: ​“Belki de tat dediğiniz şey yalnızca bir yanılsamadır. İnsan çoğu zaman gerçeği değil, zihninin ona gösterdiğini yaşar.” ​Spinoza sakince ekledi: ​“İnsanları birbirinden ayıran şey hayatın kendisi değil, taşıdıkları iç dünyadır. Aynı olay birini iyileştirirken, diğerini parçalayabilir. Çünkü herkes aynı dünyada yaşar ama aynı ruhla yaşamaz.” ​Albert Camus uzaklara bakarak konuştu: ​“Bazı kahveler vardır... Bir daha hiçbir yerde tadını bulamazsınız. Tıpkı bazı insanlar gibi. Sonra ömrünüz boyunca bütün şehirlerde, bütün yüzlerde, o eksik kalan hissin izini ararsınız.”
Duygu ve Düşünce
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
En sevdiği rengi bilmiyor olabilirim ama okuduğu kitaplarda kendini karakterlerin yerine nasıl koyduğunu biliyorum En sevdiği yemeği bilmiyor olabilirim ama uçan bir kelebeği gördüğünde bile yüzünde oluşan gülümsemeyi biliyorum En sevdiği şarkıyı bilmiyor olabilirim ama sesinin nasıl olduğunu umursamadan mutlulukla ya da hüzünlenirken mırıldanarak yaptığı müziği biliyorum En sevdiği çiçeği bilmiyor olabilirim ama kopardığı küçük çiçek yapraklarını kitaplarının sayfaları arasına nasıl koyduğunu biliyorum En sevdiği hayvanı bilmiyor olabilirim ama yürürken gördüğü her kediye, köpeğe, kuşa nasıl gülümsediğini biliyorum En sevdiği filmi bilmiyor olabilirim ama izlediği filmlerde nasıl sevindiğini, ağladığını tatlı anlarda nasıl gülümsediğini biliyorum En sevdiği mevsimi bilmiyor olabilirim ama sonbaharda sararan yaprakları toplamasını ve düşen yağmur damlalarını izleyişini , kışın kar tanelerini nasıl kovaladığını ve mutlu olduğunu , baharda açan çiçekleri nasıl seyrettiğini ve oluşan gökkuşağına nasıl hayranlıkla baktığını, yazları altına sığındığı ağacın gölgesinde serinlerken insanları nasıl izlediğini biliyorum Peki söylesenize hangilerini bilmek daha önemli sizin gözünüzde
Çocukların hayatın toz pembe olmadığını bilmeye ihtiyacı yok.
Ebeveynler, çocuklarını her zaman 'hayata hazırlama' adı altında psikolojik olarak yıpratıyorlar. Bir çocuğun hayatın tozpembe olmadığını bilmeye ihtiyacı yoktur; bir çocuk annesini anlamak zorunda değildir, bir çocuk babasının parasını hesap etmek zorunda değildir. Çocuk yaramazdır, çocuk hayatı güzelleştirir, çocuk hayata bir anlam katar. Onları kendi anlamsız hayatlarınıza çekmeyin. ​Elbette ki empati yapabilen, cahil olmayan bireyler yetişsin isteriz; ama bırakın çocuklar (5-10 yaş) eğlensinler, bırakın mutlu olsunlar. Gençleri de rahat bırakın; varsın yemek yapamasınlar. Yemek yapamayan bir çocuk hayata tutunabilir; akademik başarısı kötü olan bir çocuk, hayalleri için daha çok çabalayıp onları gerçekleştirebilir. ​Ama söylesenize; anne ve baba sevgisini başkalarında arayan bir çocuk hayata nasıl bağlanabilir, hayatı nasıl sevebilir? Siz ona hep eksik olduğunu hissettirirseniz o nasıl mutlu olabilir?
Aile
Ve ben, herkes tarafından terk edilmeye ve üzülmeye mahkum kalmıştım. Beni bir lafla kandırmışlardı "𝘴𝘦𝘷𝘦𝘯𝘭𝘦𝘳 𝘬𝘢𝘭ı𝘳 𝘵𝘦𝘳𝘬 𝘦𝘵𝘮𝘦𝘻" Şimdi söylesenize bana ben niye 4 duvar arasında terk edilmeye mahkum kaldım?? Neden??
"İNCİ" Büyük yüzleşme...
43. BÖLÜM 🌹İnci🌹 Geceyi Zeynep teyzelerin evinde geçirdim. Beni darmadağın bir halde bırakmaya gönülleri el vermemişti; kapılarını da yüreklerini de sonuna kadar açtılar. Geç saatlere kadar Aslı’yla fısıltılarla dolu, bitmek bilmeyen bir sohbetin içinde kaybolduk. Kafam o kadar karışıktı ki, sanki zihnimin içinde dev dalgalar kıyıya vuruyor, her vuruşta ruhumdan bir parçayı söküp götürüyordu. Yorgun bedenim yatağa gömülse de uyku, bir türlü uğramadı semtime. Gözümü kapattığımda bile düşüncelerim peşimi bırakmıyordu. Kaç kez daldım, kaç kez sıçrayarak uyandım bilmiyorum; bildiğim tek şey, beynimin durmak bilmeyen şekilde sabaha kadar çalıştığıydı. Güneşin ilk soluk ışıkları odaya sızdığında, Aslı’yla aynı anda araladık gözlerimizi. Mutfaktan gelen o eşsiz kızarmış ekmek ve taze demlenmiş çay kokusu, evin koridorlarına yayılmıştı. Zeynep teyze, mükemmel bir sofra hazırlamış bizi bekliyordu. Ancak neşeli sabah rutinine katılmak, tabağa uzanmak bana dünyanın en ağır işi gibi geliyordu. İştahım çoktan firar etmişti. Sessizce oturup, onları dinledim. “Aslı kızım, Hadice ablan bohçaları hazırlamış, kahvaltıdan sonra gidip bakacağım. Umarım tam istediğim gibi yapmıştır.” “Ay annecim, yorma kendini artık. Bohça olayı eskide kaldı, boşuna stres yapıyorsun.” Zeynep teyze kaşlarını hafifçe kaldırıp, elindeki çay kaşığını tabağın kenarına bıraktı. “Ben zamanında bu gözlerimi boşuna mı döktüm o ilmeklere? Boşuna yorma da ne demekmiş...” “Öyle demek istemedim anne, sadece stres yapmana gerek yok. Yoksa ellerine, kollarına, gözlerine sağlık. Ben seve seve kullanırım, içine sinmezse de üzülme...” “Hah böyle de işte, sen merak etme. Ben halimden memnunun...” Onların bu tatlı atışması, içimde bir yerleri sızlattı. Bir anne, kızı için yıllarca ilmek ilmek
1000Kitap